Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
MERHABA KEŞİF DOSTLARI

Patikatrek Doğa Sporları aracılığıyla katıldığınız dağcılık, doğa sporları, rafting, fotoğraf gezileri, jeep-safari ve doğa yürüyüşleri gibi her aktivite ile takım olma becerisi kazanacak, bir bütünün parçası olup her zaman kendinizi daha faydalı bir birey olarak görecek, takım arkadaşlarınızla birlikte heyecan ve macerayı yasarken, kendi sınırlarınızı da yeniden keşfedeceksiniz. Deneyim ve eğitimli hocalar eşliğinde yaptığımız fotoğraf gezilerinde ise ışık avcılığı yapacak,Türkiye'nin keşfedilmemiş manzarasını fotoğraf karelerine yansıtırken izleyenlerinizde gidilesi duygular yaratarak, bir nevi gönüllü turizm elçiliği de yapacaksınız; her faaliyette bizzat yaşayıp deneyimlediklerinizle evinize daha huzurlu ve daha mutlu döneceksiniz.

KEŞİF YOLUNUZ  AÇIK VE AYDINLIK OLSUN.

  • EĞİTİM VE SEMİNERLER
    Doğa Yürüyüşü ne değildir ?

    Doğa Yürüyüşleri dendiği zaman aklınıza ne geliyor bilemem; lakin bu sayfa içindeki Eğitim ve Seminer notları -Yol Hikâyeleri gibi farklı sayfa başlıklarını ziyaret ederek, içeriklerine şöyle bir göz atma imkânı bulduysanız, olabildiğince fazla, ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. O yüzden bu yazının ilerleyen bölümleri içinde sizinle “Doğa yürüyüşleri ne değildir?” onu paylaşacağım. Bilgi kirliliği yaratmadan tamamen kendi deneyim ve yaşanmışlıklarımızdan derleyerek paylaştığımız bu bilgilerin artık birçok doğa grubu, doğasever ve hatta bu konuyu işleyerek yayın yapan web sayfaları için başvuru-referans, bilgi, kaynakça olarak da paylaşıldığını görebilirsiniz; azıcık araştırmacı yanınız varsa.

     

    Bu sayfada okuyacağınız bilgilerin özünde Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezinin neredeyse çeyrek asırlık birikimleri var, beğenseniz de, beğenmeseniz de… Bizimle veya herhangi bir grupla bugün yürüdüğünüz birçok patikada ise yirmi yıllık geçmişimizde bize yol arkadaşlığı yapan Can'ların ayak izleri ve alın terleri var… Birçok kişinin telaffuz etmekte zorlandığı ismimiz,  -yani Patikatrek adı -  İzmir coğrafyası içinde, açıp da yürümeyi unuttuğumuz patikalardan ve o patikaların açılmasına katkı koyan, alın teri döken, bugünlerde hala yürüyen-yürümeyen birçok arkadaşımızın anısına duyduğumuz saygıdan esinlenerek oluştu. Bugün yanımızda olsalar da olmasalar da, bu oluşumun ortaya çıkmasına katkı koyan, kalıcılığını sağlamak adına fikir verip öneri sunan, bu sporunun yapılabilirliğini kolaylaştıran herkese minnet borcumuz var; o yüzden Türkiye’nin ilk Marka Tescil Belgeli “Doğa ve Fotoğraf Grubu” olmanın mutluluk ve ayrıcalığını da biliyoruz, sorumluluğunu da… Yapmak gayreti içinde olduğumuz bu sporun gelişmesi yolunda attığımız her adıma el uzatıp destek olan da bizden, dil uzatıp köstek olan da… O dillere acı biber sürecek halimiz yok; ama keşke kolay olanı seçip bizi eleştirirken, bize cevap hakkı vermeyiş sebeplerini de açıklayabilselerdi hitap ettikleri kitleye… Demem o ki, varın siz kırlarda bayırlarda özgürce zıplayan bir tavşan olun; ki hangi avcının masasında meze olursunuz bizim derdimiz değildir; bırakın da biz kendi kabuğu içinde saklanan, usul usul yol alan bir kaplumbağa kalalım…Zor anlarda bizi hayata bağlayan içine saklandığımız kurallar dizinidir sırtımızda taşıdığımız kabuğumuz...


    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi olarak geride bıraktığımız onca yıl içinde, sorumluluğunu yüklendiğimiz misyonun gereği olarak, Doğa Yürüyüşleri Sporunun oturmuş ve kabul görmüş birçok kuralını yazma ayrıcalığı ve bu sporun daha çok kitleye ulaşıp, sevilerek yapılıyor olmasına koyduğumuz katkının da farkındayız; siz bizi tanıyor olsanız da, olmasanız da; biz hep durduğumuz yerin bilinciyle hareket ediyor olacağız merak etmeyin...

     

    20 yıla uzanan geçmişimizde, her yeni sezonun başında, ya da sonunda, hem geçmişimizi ve geldiğimiz noktayı anımsamak, hem de geride kalan sezonun kısa bir değerlendirme ve kritiğini yapmayı alışkanlık edindik… Bu yazı ve içeriği de bu kapsamda kalem alındı ki bir övgü, bir payelenmeden çok hakkımızda yapılan eleştirilere cevap olması kadar, öz eleştiri niteliği de taşır…

     

     

    Eğer, insanlık tarihi hakkında az da olsa bilgi sahibiyseniz, milyon yıllık süreçte insan-doğa ilişkisi ve insanın doğa ve doğa olaylarına karşı verdiği mücadele ile doğaya egemen olabilme gayret ve çabalarını görürsünüz… Derdimiz o tarihi süreci sil baştan irdelemek değil, lakin onca yıllık süreçte insanlık sizce doğayla sürüp giden bu mücadelesinde başarılı olabilmiş midir? diye sorsam alacağımız cevapların çoğu mesnetsiz ve askıda kalacaktır eminim…

     

    Doğayı güçlü ve kalıcı kılan, kendi doğal döngüsü içinde oluşan, gelişen durum ve değişime paralel olarak da kendiliğinden güncellenen kurallarıdır ki, insanı zayıf, gidici kılan ise doğanın kurallarına karşı direnme güdüsü, onu alt edeceğine kendini inandırma aymazlığı, egosu ve kural tanımamışlığıdır… O yüzden insanın iki hayatı vardır; birisi alışık olduğu yerlerde sıradan, her zamanki yaşama alışkanlığı, diğeri de alışık olmadığı coğrafyalarda (yani doğada) bazen mecburiyetten bazen de tesadüfen bulunma durumu… O sebepten hep deriz ve tanımlarız ki doğa sizin yaşamaya alışık olmadığınız ve insana ait unsurların hiç bulunmadığı bir coğrafyadır. Kendi yaşam alanları içindeki konfor ve düzeni sağlamak adına kurallar oluşturan insanın alışık olmadığı coğrafyalarda yani doğada, doğanın gücünü bilmezlik ve onun kurallarına karşı durması, çoğunlukla da kural tanımamışlık hali o insanın bir nevi kendi sonunu hazırlama durumudur…

     

    Bir zamanlar, içinde insanın hiç bulunmadığı koca bir doğal coğrafyada, onca yıllık tarihi bir süreçte, sadece kendi güvenli yaşam alanlarını oluşturmakla ömrünü tamamlayan insan unsurunun, büyük resimde doğanın küçücük bir kum tanesi kadar bile olamayacağı gerçeğinin farkına varamayışı ne acıdır…

     

    Kendi yaşam alanlarında kendi koyduğu kurallar ve işleyişten sıkılarak, en yakın doğal alanlara kaçıp, oralardaki kural tanımamazlık halini güya “Özgürlük” olarak adlandırma gaflet ve cehaletini varın siz adlandırın ki benimkisi fazlaca acıtan bir tanımlama olmasın… İstediğini, istediği zaman ve istediği yerde, istediği şekilde yapmanın adına “özgürlük” diyebilmek cehaletten öte nedir ki?

     

     

    Bütün bunları niye yazdım; bazılarına göre sert, bazılarına göre anlamsız gelebilecek bu hitabet şeklini neden kullandım şaşırmış olabilir, hatta kendinizce buna bir takım anlamlar da yüklemiş olabilirsiniz; bu tamamen sizin algı şekliniz olup, çıkaracağınız sonuçlar da sizi bağlar. Bizimkisi, doğa dediğiniz zaman aklınıza ilk olarak, bin bir çiçekle benzenmiş kırlar, yeşile dönmüş alabildiğince uzanan çayırlar, saçlarınızı tatlı tatlı okşayan ılık bir rüzgâr, uzaktan uzağa kulağınıza gelen kuş sesleri, kekik kokulu yamaçlarda kanat çırpan kelebekler gelmesin diyedir...

     

    Günümüzde Tuvalete oturmanın bile bir edep ve kuralı varsa doğaya çıkmanın, doğada güvenli biçimde yol alarak barınmanın yani kısaca doğada bulunmanın ve özelikle de doğaya spor ve keşif amaçlı gitmenin kuralsızlığını aklınıza bile getirmeyin; oturun oturduğunuz yerde… Başınıza en ufak bir hal geldiğinde devletin güvenlik birimlerini de boşuna meşgul etmeyin… Çünkü eğitimli bir doğa sporcusu olağan üstü haller dışında doğada güven içinde yol almayı da gerektiğinde uyum içinde doğada barınmayı da bilir… Kıssadan hisse, gerektiği kadar bilgi, donanım ve eğitime sahip olmadan çok iyi bir arkadaşınız dahi olsa fiziksel, hukuksal, yasal yeterliliğinden emin olmadığınız hiç kimsenin peşine düşerek “saldım çayıra Mevla’m gayıra…” tarzında doğaya çıkmayın… Çıkarsanız sonuçlarına katlanma sorumluluğunu da başkalarına yüklemeyin… Siz siz olun önce doğayı ve doğa sporlarını tanıma eğitimlerine katılın, doğada barınma koşullarını öğrenin, doğada beslenme ve hayatı idame ettirme kurallarını ezberleyin, bir doğa sporcusu için kaybolmak diye bir mevzu olmasa da siz yine de kaybolduğunuza hükmederseniz, ne yapmanızdan çok neleri yapmamanız gerektiğini akılda tutun…

     

    Tepenizde dolaşan pamuk yığını gibi ak-pak bulutların hızlı hareketlerinin sonucunda nelerin olabileceğini, suratınızı okşayan serin dağ rüzgârlarının arkasından gelecek olanları iyi hesap edin, dağların doruklarındaki homurtuları iyi okuyun, dağlarda ve doğada güven içinde yol almanın birinci kuralının kuru kalmak olduğunu unutmadan ahmak ıslatan yağmurlarda ıslanma romantizmini aklınıza bile getirmeyin, sahip olduğunuz ekipman ve donanımların doğada güvenli bir şekilde barınma ve hayatta kalma katsayınızı ne kadar etkileyeceğini ve daha bir dizi bilgiyi dağarcığınızda saklayın…

     

    Siz siz olun, gerekmediği hallerde doğada ateş yakmayın, yakacaksanız da daha önce ateş yakılmış veya hiçbir habitatın etkilenmeyeceğinden emin olduğunuz alanları kullanın; ateşinizin söndüğünden emin olmadıkça da o bölgeyi kesinlikle terk etmeyin…

     

    Yemek-içmek, mangal yapmak amaçlı doğaya çıkıyorsanız bizim kültürümüzde onun adı Pikniktir ve o amaçla tanzim edilmiş alanları kullanın; lakin oralarda dahi her bulduğunuz ağacın dibine üstelik “Benim adım kızılcam 1924 yılında doğdum, lütfen beni yangından koruyun…” diye tabela asılmış olanların, yakınına bile ateş yakmayın… Yakarsanız da adınızın bir “doğa sporcusu” değil, “maganda piknikçi” olacağını unutmayın; ve hele ki, o halinizle gelip sakın ola bir de dağcılık, çevrecilik, doğa sporculuğu dersi vermeye yeltenmeyin bize…

     

     

    Doğa Sporlarını gerçekleştirme amaçlı bir araya geldiğiniz doğa sporları kulüp ya da gruplarının her ne kadar sosyal mekânlar olduğu gerçeğini bilseniz de, o çatıların altında sadece bu sporun yapılmasına ve de doğru biçimde yapılıyor olmasına destek verin, başka amaç ve gayeleriniz için bu yapılara halel getirmeyin…

     

    Size gerekli olan, Doğa ve Doğa Sporları ya da yapılış biçimleri hakkındaki bilgilerin daha fazlasının neler olduğunu her yeni sezonun başında Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi olarak düzenlediğimiz Eğitim seminerlerinde sizlerle paylaşıyor, o bilgileri edinen herkese kurumsal Üyelik sertifikası vererek doğada gerektiği hallerde kendi başına seyahat etme,barınma beceri ve yeterliliği kazandırmayı amaç ediniyoruz.

     

    Eylül gelmeden bize, ya da aidiyet duygusuyla bağlı oldugunuz dernek veya klübe ulaşarak eğitim desteği alabilir, yeni sezona kendinizi yeterlilikle hazırlayarak bu sporu güven içinde yapabilirsiniz…

     

    Bütün bir sezon bize güvenerek peşimizden dağlara gelen bu spora gönül veren herkese teşekkürlerimizi yolluyor, yeni sezonda sağlık ve huzur dolu günlerde yeniden birlikte olabilmeyi umut ediyoruz; kalın sağlıcakla, ayağınıza taş değmesin diyerek.

     

    Zeynel AYDIN

    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi

  • HABERLER-DUYURULAR
    Doğa Yürüyüşü ve Beslenme

    Doğa yürüyüşü sporu içeriğinde bazı direnç yükselmeleri olan ve çoğunlukla şehirden uzak açık alanlarda ve uzun süren bir dayanıklılık sporudur. İki saniyelik de olsa yürüyüş anında ortaya çıkan bir direnç, glikojeni harekete geçirmek için yeterlidir. 30 saniyelik yoğun bir çaba ise kaslarda bulunan rezervlerin % 25& ile %40 ını boşaltmaya yeterlidir.Uzun süreli eforun temel yakıtları; dizel yakıt olarak adlandırılan Trigliserid’ler ve süper yakıt olarak adlandırılan Glikojendir (vücudun şeker rezervi yaklaşık  bir buçuk saat direnç ile sınırlıdır). Örneğin : 6 kg lık bir çanta taşıyan 70 kg' lık bir kişi için bir dağ gezintisinde ortalama enerji harcaması saatte 500 Kilokaloridir ki bu da 3 ila 8 saatlik yürüyüş için 1.500 ila 4.000 kcal arasında bir efordur (ortalama günlük 1.800 ila 2.000 Kilokalori günlük harcamaya eklenecek). Bu noktaları göz önünde bulundurduğumuzda, uzun süreli yürüyüşlerde : ilk 90 dakika güç gereksinimi için iyi bir glikojen rezervine sahip olunması (akşam yenen yemek ile kahvaltın rolü budur); Glikojeni biriktirmek için düzenli olarak hızlı şeker takviyesi ile yakıt takviyesi gibi ya da tekrar şarj olmak  gerekir.


    Yeterli miktarda trigliserid yedeklemek


    Hızlı Şekerler:
    Bunlar hızla metabolize olan gıdalardır (tadı tatlı yiyecekler;meyve,bal,sütlü ürünler,şeker ve meşrubatlar), ağız yoluyla absorbe edildikten sonra, 25. veya 30. dakikadan sonra kana GLUCOSE olarak geçer. YAVAŞ ŞEKERLER ise (makarna,pilav,ekmek,mercimek v.b.gibi) 1 1/2 ila 2 saat sonra kana geçerler.


     
    Trigliseridler:
    Vücut yağının depolandığı formdur. Trigliseridler esasen; şeker, alkol ve yediğimiz yağların işlenmesinden kaynaklanan besin kökenlidir. 1 kg vücut yağı yaklaşık 8.000 Kilokalori içerir. Örneğin 25 kg yağa sahip olan bir kişi (vücutta% 33 yağ ile 75 kg lık bir bireye karşılık gelir) teorik olarak yaklaşık 200.000 kalorilik bir enerji kapasitesine sahiptir ve yine teorik olarak beslenmeden 2.700 km yol gidebilir.

    Pratik Uygulamalar ve Sırt Çantanızın Hazırlanması


    İçecekler :
    Birkaç saatlik bir yürüyüş için her zamankinden en az bir litre daha fazla su için. Dağlarda yürümek, büyük bir susuzluğa neden olmasa bile önemli miktarda su harcamasına sebep verir. Susuzluk duygusu, açlık hissinin
    aksine, çok zayıf işaret verir. Susuzluğu beklerseniz, su kaybını durdurmak için geç kalırsınız. “susuz kalmadan veya “susamadan” önce mutlaka yudum yudum su için.
     
    Götürülecekler :
    Sırt çantasında kolayca erişilebilen 75 cl lik iki şişe su alınabilir.Enerji verici yiyecekler seçtiyseniz Enerji içeceği almaya gerek yoktur. Aksi durumda 1 1/2 litrelik enerji içeceği ihtiyacınızı karşılayabilir.
     
     
    Yürüyüş Sürecinde Beslenme


    Piknik Ritüeli :
    Çok hızlı kalori alımı günlük kalori harcamasına karşın orantısız olacaktır. Klasik piknik şu şekilde olabilir ; Kapalı plastik bir kapta karışık salata (pilav, ton balığı, yumurta, domates, zeytin, yağ) veya makarna salatası veya mercimek salatası v.s 30 g. Sert peynir. 2 dilim Sosis. 1 dilim Jambon. 80 g. kepekli ekmek. 2 taze meyve portakal, elma veya muz gibi. 4 kare çikolata.
     
    2. Atıştırmalık Enerji Takviyesi
     
    Yüke duyarlı ve seyir halindeyseniz ; 1 torbada 120 g. kurutulmuş meyve (kuru kayısı, kurutulmuş muz ve kuru incir karışımı). 60 g. Kuruyemiş (badem, fındık ve ceviz). Markette satılan 1 adet tahıllı bar. 8 kare çikolata. Enerji bisküvisi. Not : Açlık hissini beklemeden yürüyüş sırasında yiyecek alımı düzenli olmalıdır.

    Yürüyüş Sonrası Akşam Yemeği


    Akşam yemeğinin restoratif olması gerekir. Akşam yemeği, iyileştirme rasyolu olmalıdır :Yüksek karbonhidrat, sıvı alımı zengin, hipotoksik (süt-tahıl) ve normokalorik (aşırı ve yetersiz kalori alımı olmamalı) şeklinde.

    Örnek : Sebze çorbası Pişmiş yeşil sebzeler + pirinç pilavı veya buharda pişmiş patates Taze meyve Bol içecek.

  • YOL HİKAYELERİ
    "Ben geldim bak; hayırsızın..."

    Göz gözü görmeyen, yoğun bir yer dumanı içinde, belli belirsiz bir siluet halinde yol alıyordu yaşlı bir adam; sırtındaki 25 kg’ lık çantanın ağırlığı altında ezilmeden nefes, nefese tırmandığı son yokuşun her bir çakıl taşıyla tanış olmuşlardı artık, gele-gide. Geride bıraktığı onca yılın anılarını da taşıyordu sanki çantasındaki ağırlık yetmezmiş gibi. Alnından yanaklarına doğru yarış eder gibi akan ter taneciklerini silmeye çalıştığı her gelişinde “ Bu son artık, bir daha zor gelirim…” dese de, her yenibaharda yeniden yeşerirdi içindeki dağ sevdası; tıpkı ilk güneşi gördüğünde serpilip açılıveren dağ çiçekleri gibi.

     

    Derin bir iç çekişin ardından yeniden hızlandı yorgun ayakları; “yıkılmadan çıkmalısın…” dedi içinde yıllardır dırdır edip duran ve bir türlü bastıramadığı o bildik ses. “Artık dalga geçiyor benimle… “ diye düşündü adam; bilgelikle… Her yeni gelişte biraz daha yavaşladığını türlü bahanelerle belli etmemeye çalışsa da inkâr edilemez bir gerçeği de vardı yaşamın.

     

    Onca yıl içinde onun peşine düşüp de bu dağlara gelenlerin, tecrübesine mi, yoksa ona mı güvenerek geldiğini de bir türlü çözemedi geçen yıllar içinde; öyle ya, ne zaman nerede tekleyip duracağı belli olmayan yaşlı bir yürekti taşıdığı nihayetinde. Dağ sevgisi sayesinde ne insanlar biriktirmişti o koca yürek,yaşamında. İçinde yürüdüğü her dağ ile kurduğu güçlü ve özel bir bağ vardı ki, ne zaman dağ ve insan ilişkisini anlatmaya çalışsa yetmezdi kelimeler; içinde bir yerlerde, dağ rüzgârları gibi esen coşkulu bir duygu seliyle birlikte hep gözleri nemlenir ve söyleyeceği her söz bir tarifsizlik girdabında kaybolup giderdi.

     

     

    Bu son yokuşta bir kez daha durdu adam; soluk soluğa arkasından gelenlerin nefesi ile karışan kendi nefesini ayırt etmek için… Son düzlükte, güneyden kuzeye akıp giden rüzgârın terli saçlarını okşayan tatlı serinliğini iliklerine kadar hissederken “Her şey yolunda” diye düşündü… Rüzgârın önüne katıp kovaladığı nem yüklü bulutların içinde hafif bir ürperme ile doğruldu oturduğu taşın üstünden. Geriye dönerek teşekkür etti, oturduğu yosun ve likenlerle kaplanmış taşa.

     

    Ayaklarının altında uzayıp giden derin ve uzun bir vadi vardı artık; aynı vadiyle bir kez daha karşılaşmanın, buralara bir kez daha gelebilmiş olmanın keyfiyle dolu o meşhur bakışıyla haykırdı elinde olmadan “Ben geldim bak; hayırsızın !..” diyerek. Zirvesinde bulutların semaha durduğu o bildik dağı sağ yamacına alıp yavaş, yavaş inmeye başladı ince bir patikadan… Her zorlu tırmanış ve inişler sonrasında, yamaçlarda kaybolmaya yüz tutmuş o patikaları açan, oralarda ayak izlerini ilk bırakanları düşünürdü hep; “kim bilir hangi duygularla yürüdüler ve ne zorluklarla açtılar bu yolları…” diyerek dalıp gitti hiç yaşamadığı anılara bir kez daha. Öyle ya! İnsanın bir şeyi anımsaması için ille de başına gelmesi ve yaşamış olması da gerekmiyor… Sarp yamaçlarla çevrilmiş vadinin derinliklerinden birbiri ardına kopup gelen bulutların gelişine bakıp bu çılgın gelişlerin bir “Hoş geldin” karşılaması mı, yoksa “niye geldin…” serzenişi mi, ya da “haydi çabuk ol yağmur damlaları ağırlık yapıyor üstüme…” uyarısı mı olduğunu anlayamadı. “Yaşlandık…” dedi mırıldanarak; arkasında yürüyen dağdaşları kendi nefeslerinin gürültüsünden olsa gerek duymadılar bile onu; ama o duyulmuş olma endişesiyle geriye doğru dönüp muziplikle karışık bir kez baktı arkasından gelenlere; 1.2.3… 15 diye saydı gözleriyle; herkes aynı hizada, aynı aralıkla yürüyordu işte; kendi yorgunluğunu da taşıyarak… Sarp yamaçtan aşağıya süzülüp indiler hep birlikte.

     

     

    Az ötesinde menderesler çizerek akan dereye takıldı gözleri; “hep aynı ahenk,  aynı düzen içinde ve aynı yerinden akıp duruyor “dedi; yıllardan beri… “Ne canları beslemiş, kimlere Can suyu olmuştur acep…” dedi içinden. Hiç yüksünmeden şikayet edip delilenmeden akıp duruyor işte; eğilip bir içimlik suyunu avuçladı her zaman ki gibi; “baba nasihatidir,  yanından geçtiğin her sudan bir avuç içmek bana, siz de boş geçmeyin…” dedi arkasından yürüyenlere… Hep birlikte soluklandılar… Ağustos güneşini perdeleyen bulut denizi onun yakıcı etkisini azaltsa da güneş şuralarda bir yerde diye düşündü başını kaldırarak göğe… "Gök de yerinde değil bugün, haydee! " diye seslendi geride kalanlara; adımlar hızlandı, nefesler baton seslerine karışmış düzenli bir ritim halinde duyulur oldu yeni baştan… “Yürü, yürü nereye kadar arkadaş, azıcık daha oyalansak burada da şu güzelim doğanın keyfini çıkartsak biraz…” dediğini duydu içlerinden birisinin… Dağlarda konforlu bir seyahat ve keyifle yol almanın ancak kuru kalmak ile mümkün olabileceğini anlatmaya çalışmadı yeni baştan; aldırmaz ve kendinden emin bir edayla yürüdü metrelerce önceden hedef olarak belirlediği kaya kütlesine doğru… Az önce pamuk yığınları benzeri üzerine koşturarak gelen ak pak bulutlar şimdilerde karardıkça kararmış, “çabuk ol…” der gibiydiler sanki… O taşın ardındaki düzlükte nasıl bir manzaranın olduğunu çok iyi biliyordu ve hemen arkasından gelene yol verdi; önce o görsün diyerek; anlat dedi sonra, arkadaşların da duysun… İki dağın arasındaki geniş düzlükte saklanan büyükçe buzul gölü muhteşem bir manzara sundu bakan gözlere; gölün suyunu yalayıp geçerek dağların doruklarına doğru koşturup duran bulutlar arasından bir görünüp, bir kaybolarak… Onca yıl içinde bu gölün kıyısına kaçıncı gelişi olduğunu unutan adam, yine herkesten sonra ve en son gördü gölü ve yine haykırdı bastıramadığı iç sesi “ Ben yine geldim bak; hayırsızın…” diyerek.

     

     

    Dokuz gün sürecek uzun dağ yolculuğunun ilk uzun molası için kamp kurma hazırlıkları başladı hemen; muhteşem manzaranın etkisinden kurtulamamış bir iki vurdumduymazın boş vermişliğine aldırmadan… İlk çadırlar kurulur kurulmaz bulutların sabırlı bekleyişi de sona erdi ve artan bir şiddetle yağmur damlalarını bırakmaya başladılar yere… “İşte tam da bu, bildiğim beklediğim gerçek bir Hoş geldin senfonisidir… İyi dinleyip kulak verin ona…” diye seslendi adam dışarıda kalıp, şaşkın bakışlar eşliğinde gök gürültülü yağmuru izleyenlere…

     

    Herkes çadırlarına girdiğinde gök tanrısı da susmuş, derin bir sessizlik kaplamıştı her yanı; belli ki o da yorgundu kendileri gibi…

     

    Hep birlikte derin bir uykuya daldılar, gün ortasında…

     

    Zeynel AYDIN - Eylül 2018