logo logo logo logo
  • Doğa Yürüyüşleri
    • İzmir Doğa Yürüyüşleri
    • İzmir Bireysel Doğa Yürüyüşü
    • Dağ Doğa Fotoğraf Yürüyüşü
    • Anne Çocuk doğa yürüyüşü
    • Karadeniz Fotoğraf Kampı
    • Gece Doğa Yürüyüşleri
  • Doğa Sporları
    • Kalebahçe Çiftlik Evleri
    • Dağcılık
    • Kampçılık
    • Kanyoning
    • Kaya Tırmanışı
    • Rafting
    • Yamaç Paraşütü
    • Su Sporları
  • Trekking
    • Ege'nin dağlarında Trekking
    • Bolkarlar Foto-Trek
    • Aladağlar'da Trekking
    • İzmir'de Trekking
    • Kaçkarlarda Trekking
  • Haberler
  • Blog
    • Yol Hikayeleri
    • Faydalı Bilgiler
    • Dere Tepe Türkiye
  • İletişim
  • Dağ ve İnsan ilişikisi üzerine hasbihal

    Yazmayı düşündüğüm

    1. Patikatrek
    2. Yol Hikayeleri
    3. Dağ ve İnsan ilişikisi üzerine hasbihal

Dağ ve İnsan ilişikisi üzerine hasbihal

Yeryüzünde bazı yerler vardır ki her insan oralara gitmez, çağrılır; tıpkı Dağların çağırdığı gibi...

Onca yıllık süreçte Dağ ve Doğayla kuruduğum ilişkide, Dağları yalnızca yükselen kaya kütleleri olarak değil zamanın, sessizliğin ve sabrın yeryüzündeki en eski, en güçlü biçimleri olarak gördüm. Küçüğünden büyüğüne tanıdığım, bildiğim her dağı asla bir fethetme duygusuyla değil, "asırlık yalnızlıkları içinde sakladıkları neler var..."  düşüncesiyle yakından tanımak, tanışmak, keşfetmek ve gücüm yettiğince onların  yeryüzündeki dili olma gayesiyle gittim her dağa... O yüzden hep diyorum ki; İnsan, dağlara çıktığını düşünür; oysa çoğu zaman, dağlar insanı kendi içine doğru indirir...

Dağcı
Dağcılar
Kadın ve Dağ
Dağlarda
Dağ gibi
Dağ

Modern  Dünyada, adeta sıkışarak içinde yaşadığımız şehirler konuşur; hem de öyle bir konuşur ki, bazen haddinden de fazla.

Yollar gürültü üretir. Kalabalıklar düşüncelerimizi birbirine karıştırır. Dağlar ise susar ve bazen insan, hayatı boyunca ilk kez o sessizlikte, kendi sesini duyar. Siz hiç kendi sesini duyabilen şanslı kişilerden oldunuz mu ? Ben oldum ve hala öğreneceklerim var diyerek dağlara gider gelirim...

Dağların dili yoktur; ama anlatacak çok şeyi vardır. O yüzden ben onlara "Dilsiz Öğretmenim" diyorum... Rüzgârın kayalara bıraktığı izlerde, kar ve buzulların sabırla şekillendirdiği yamaçlarda, sisin görünmez kıldığı patikalarda insan doğanın, acele etmeden yazdığı asıl büyük hikâyeyi okumaya başlar. Bu hikâyede bir başarı yoktur, gösteriş yoktur, sahip olmak hiç yoktur, yalnızca "var olmak" vardır.

Belki de insanı dağlara çeken şey de tam olarak budur; çünkü modern yaşam, sürekli daha yükseğe çıkmayı öğütler her birimize. Daha çok kazanmayı, daha hızlı olmayı, daha çok görünür yaşamayı… 

Dağ ise, ona gelene tam tersini söyler;

Yavaşla....

Dinle...

Bekle...

Nefes al...

İnsan ilk kez orada, nefes almanın bile öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark eder.

Dağa giden herkes için "Dağcı" denmesini doğru bulmasam da, dağa tutkun, dağa sevdalı olanlar için henüz uygun bir isim bulamadım. Bana göre; gerçek bir dağcı bile asla, sadece zirveye ulaşmak için yürümemeli diyenlerdenim... yürüyerek, değişmek için yola çıkan bir keşiş, bir rahip ya da bir kaşif olma özelliğinde gitmeli dağlara diye düşünenlerdenim. En azından ben öyleyim...

Zirve; ulaşmak için çıkılan birkaç saatlik bir yolculuk ve sonucunda yalnızca birkaç dakikalık bir manzaradan ibarettir.. Oysa o manzaraya ulaşıncaya kadar geçen saatler, hatta günler boyunca insanın içinde gerçekleşen dönüşüm çok daha büyüktür. Azimle atılan her adım sizi  biraz daha taşıdığınız yüklerden arındırır. Her bir metre yükseldikçe geride bırakılan yalnızca vadiler, küçük tepeler ve zorlu yollar değildir; korkular, öfkeler, hırslar ve yaşam boyu sırtlandığımız gereksiz ağırlıklar da aşağıda kalmaya başlar.

Dağ insanı sınamaz; İnsan kendini dağda sınar.

Dağ kimseyle yarışmaz, Doğa kimseyi yenmeye çalışmaz. O, yalnızca kendi düzenini sürdürür. Fırtına estiğinde bunu size karşı yapmaz; sis çöktüğünde sizi cezalandırmaz. Dağ, taraf tutmaz. İşte tam da bu yüzden adildir. Onun adaleti, insanın kurduğu hiçbir düzene benzemez.

Dağcılık ise bana göre, dağları, doğayı fethetmenin değil, ona misafir olmanın en ince sanatıdır.

Bu yüzden gerçek dağcı ayak bastığı her patikaya saygıyla yaklaşır. Çünkü bilir ki o patika, kendisinden çok önce yaban keçilerinin, kurtların, ayıların ve rüzgârın yoludur; kendisi orada asla bir ev sahibi değildir. Oranın gerçek sahiplerine, yaşam alanlarına saygılı olmakla yükümlü sıradan bir bir yolcu, bir misafirdir...

Dağlarda yalnızlık, dağların asırlık yalnızlığını anlama, başka bir boyuta geçmenin de ilk adımıdır yani bildiğimiz yalnızlıklardan başka türlüdür.

Şehirde yalnızlık, bir eksiklik iken, Dağda yalnızlık başlı başına bütünlüktür. Çünkü insan ilk kez kendisiyle aynı sessizliği paylaşır. Saatlerce tek kelime etmeden yürüyebilir. Dağlarda saçlarınızı okşayan rüzgâr sizin yerinize yeterince konuşur; o yüzden dagda fazla söz gürültü yapmak olur. Kendi halinde akan bir su bile yeterince anlatır söylenmesi gerekenleri. Dağların gerçek sahiplerinden olan Kartallar, alıcı kuşlar gökyüzünde görünmez daireler çizerken zamanın ne kadar farklı aktığını hissedersiniz... Belki de o yüzden insanın en eski öğretmeni dağlardır; Sabretmeyi onlar öğretir, beklemeyi de onlar öğretmiştir. Geri dönmenin bazen devam etmekten daha büyük bir cesaret olduğunu da öğrettiği gibi... Çünkü her zirveye çıkılmaz; her hava kabul edilmez, her risk alınmaz. Dağlarda ve Doğada kahramanlık ile sorumluluk arasındaki çizgi çok incedir.

Fotoğrafçı kimliğimle gittiğim dağlarda bunu en iyi öğrenen ve bilenlerdenim diyebiliyorum; çekincesiz... Cünkü, güzel bir dağ manzarası yalnızca güzel olduğu için etkileyici değildir. Onu anlamlı yapan; o manzaranın içinde, insanın hissettiği zaman ve o zamana biçtiği değerdir. Sabahın ilk ışıklarıyla kayanın yüzünde beliren gölgeler, sisin içinde kaybolan bir patika ya da bulutların arasından süzülen tek bir ışık huzmesi… Bunlar yalnızca görüntüler değil dağların, doğanın sessiz cümleleridir.

O yüzden; bence, iyi bir dağ fotoğrafı dağı göstermez, Dağın insanda bıraktığı izi gösterir. Belki de bu yüzden bazı insanlar ömürleri boyunca aynı dağa defalarca giderler. Çünkü aslında aradıkları aynı dağ değildir. Değişen kendileridir. Dağ ise hep orada kalır.

Sessiz… Sarsılmaz… ve Sabırlı…

İnsan dağa gelir;  

Öğrenir... Yanılır... Düşer... Ayağa kalkar.

Bir gün gelir yeniden döner Dağa... Ve her dönüşünde dağ, ona aynı cümleyi söylemeden yeniden hatırlatır:

"Yükselmek, yukarı çıkmak değildir. Yükselmek, içinde gereksiz olan her şeyi geride bırakabilmektir."

İşte bu yüzden dağlar yalnızca coğrafyanın değil, insan ruhunun da zirveleridir. Oraya varmak için güçlü bacaklardan önce, ağır yüklerinden vazgeçebilecek bir yürek gerekir.

 

İnsan, var olduğu günden bu yana dağlara bakar ve  ilk bakışta onları aşılması güç engeller, ulaşılmaz zirveler ya da doğanın heybetli duvarları olarak görmüştür. Ancak zamanla anlamıştır ki dağlar yalnızca taş, kaya ve kar değildir; onlar insanın kendi içine yaptığı yolculuğun sessiz tanıklarıdır.

Dağlar yükseldikçe dünya küçülmez; yalnızca insanın kendisiyle arasındaki gürültü azalır.

Her dağ, milyonlarca yıllık bir zamanın belleğini taşır. Rüzgârın, yağmurun, buzun ve güneşin birlikte yazdığı bu büyük jeolojik destan, insana sabrın ve değişimin ne olduğunu anlatır. Dağ  Zirvesine ulaşmak isteyen herkese aynı dersi verir: Burada hız değil, uyum önemlidir. 

Dağcılık çoğu zaman zirveye ulaşma tutkusu olarak anlatılır. Oysa gerçek dağcı bilir ki zirve yalnızca kısa bir andır. Asıl yolculuk, o zirveye kadar atılan binlerce adımın içinde saklıdır. Her nefes alış, her mola, her yorgunluk ve her yeniden ayağa kalkış, insanın kendi sınırlarını yeniden tanımladığı anlardır.

Dağ insana mücadeleyi öğretir; ama bu mücadele doğaya karşı değildir. Dağcı, hiç bir zaman dağı yenmeye çalışmaz, çalışmamalı. Çünkü bilinmesi gereken temel kural; doğa fethedilecek bir düşman değil, saygı duyulacak bir öğretmendir. Dağda kazanılan her başarı, doğayı alt etmekten değil, onun kurallarını anlayıp onlarla uyum içinde hareket edebilmekten doğar.

Belki de bu yüzden dağlar kibri sevmez. Deneyim, bilgi ve güçlü ekipman önemlidir; ancak bunların hiçbiri doğanın karşısında mutlak güvence değildir. Dağ, insana her zaman alçakgönüllülüğü hatırlatır. Bir anda değişen hava, yoğun sis, beklenmedik bir kar fırtınası ya da gevşek bir kaya parçası, insanın ne kadar küçük olduğunu yeniden gösterir. Dağcılık yalnızca fiziksel bir uğraş değildir; aynı zamanda zihinsel bir disiplindir. Uzun yürüyüşlerde beden yoruldukça düşünceler sadeleşir. Şehrin karmaşası, günlük telaşlar ve bitmeyen gürültüler geride kalır. İnsan, nefesinin ritmini duymaya başlar. Kalbinin attığını hisseder. Sessizlik, konuşan bir dile dönüşür.

Dağlarda geçirilen her gece, gökyüzünü yeniden keşfetmektir. Kent ışıklarının unutturduğu yıldızlar, karanlığın içinde yeniden görünür olur. İnsan ilk kez gökyüzünün ne kadar büyük, kendisinin ise ne kadar küçük olduğunu hisseder. Bu küçüklük değersizlik değil; evrenin bütünlüğü içinde ait olmanın huzurudur.

Dağlar aynı zamanda dostluğun sınandığı yerlerdir. Aynı ipte, aynı patikada sıra sıra yürüyen insanlar yalnızca güvenliklerini değil, umutlarını da birbirlerine emanet ederler. Dağcılık bireysel cesaret kadar ortak sorumluluğun da hikâyesidir. Çünkü zirveye tek başına ulaşmak mümkün olsa bile, güvenle geri dönebilmek çoğu zaman birlikte hareket edebilmeye bağlıdır. Dağlara çıkan herkes asla aynı insan olarak geri dönmez. Kimi daha güçlü döner, kimi daha sakin, kimi ise hayatın aslında ne kadar az şeye ihtiyaç duyduğunu fark ederek iner. Dağ, cevap veren bir yer olmamakla birlikte ; doğru soruları sormayı öğreten bir yerdir. Belki de insanın dağlarla kurduğu en derin ilişki burada başlar. Zirveye vardığında değil, ilk adımını attığında... Çünkü gerçek tırmanış kayalara değil, insanın kendi içine doğrudur.

Ve belki de bu yüzden dağlar, yeryüzünün en eski bilge öğretmenleridir. Konuşmazlar, öğüt vermezler, hiçbir şeyi zorlamazlar. Sadece orada dururlar. Sabırla, sessizlikle ve milyonlarca yıldır değişmeyen vakarlarıyla...

İnsan ise her dönüşünde onlardan biraz daha fazla şey öğrenmiş olur...

O yüzden hep söylediğim bir sözü tekrarlayarak yazıyı noktalayalım; herkesin mutlaka bir dağı olmalı...

Dağ gibi kalın, Dağda kalmayın...

Zeynel AYDIN

Patikatrek Doğa Sporları Eğtm.Merkz.

İzmir Fotoğraf Akademisi
Türkü Tur
Pokutsal
GeziPort
Molarize
Time Travel
Patikatrek
  • Anasayfa
  • Doğa Yürüyüşleri
  • Doğa Sporları
  • Trekking
  • Haberler
  • Yol Hikayeleri
  • Faydalı Bilgiler
  • Dere Tepe Türkiye
Kurumsal
  • Hakkımızda
  • Hizmet Sözleşmesi
  • Risklerin Kabulü ve Muafiyet Sözleşmesi
  • ÜYELİK
  • Gizlilik Sözleşmesi
Bize Ulaşın
Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi
  • Kıbrıs Şehitleri Cad. 1485 Sokak N0 8 - A
    Alsancak - Konak - İZMİR
  • E-Posta: [email protected]
  • GSM: +90 (533) 634 0989
  • Tel: +90 (232) 408 0206
Bizi Takip Edin

Bizi Sosyal Medya hesaplarımızdan takip edebilir, aklınızdakileri sorabilir, etkinlik takvimleri hakkında bilgi alabilir, bireysel, kapalı grup veya şirket içi eğitim ve organizasyonlar için teklif isteyebilirsiniz...

© 2003 - 2026 Tüm hakları Patikatrek'e aittir. İzinsiz kopyalanmaz. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. | Web tasarım: nfs.com.tr