Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
MERHABA KEŞİF DOSTLARI

Patikatrek Doğa Sporları aracılığıyla katıldığınız dağcılık, doğa sporları, rafting, fotoğraf gezileri, jeep-safari ve doğa yürüyüşleri gibi her aktivite ile takım olma becerisi kazanacak, bir bütünün parçası olup her zaman kendinizi daha faydalı bir birey olarak görecek, takım arkadaşlarınızla birlikte heyecan ve macerayı yasarken, kendi sınırlarınızı da yeniden keşfedeceksiniz. Deneyim ve eğitimli hocalar eşliğinde yaptığımız fotoğraf gezilerinde ise ışık avcılığı yapacak,Türkiye'nin keşfedilmemiş manzarasını fotoğraf karelerine yansıtırken izleyenlerinizde gidilesi duygular yaratarak, bir nevi gönüllü turizm elçiliği de yapacaksınız; her faaliyette bizzat yaşayıp deneyimlediklerinizle evinize daha huzurlu ve daha mutlu döneceksiniz.

KEŞİF YOLUNUZ  AÇIK VE AYDINLIK OLSUN.

  • EĞİTİM VE SEMİNERLER
    Yürüyüş süresi ve Yağ yakımı

    Spor amaçlı egzersiz (yürüyüş) süresi Yirmidört dakikadan az olduğunda harcadığınız kalorinin yarısı yağ, yarısı karbonhidrattır. Çok fazla yağ yakacağım derken 60 dakikadan fazla egzersiz-yürüyüş yapmak sağlığınızı bozar. Yoruldum deyip günde bir seferde ve 1 saat yapacağınız yürüyüşü, 30’ar dakikadan 2 dilime bölerek sabah ve akşam olmak üzere iki aşamalı yaptığınızda: Metabolizmanızın en üst düzeyde (%80) yağ yakmaya başladığı süre egzersizin 24. dakikasıdır. 6 dakika tam kapasite yağ yakıp ara vermeniz kilo denetimi programlarında size çok katkı sağlamaz. Çünkü aynı sistem öğleden sonra da başınıza gelecek. Toplam 60 dakikada 12 dakika tam kapasite yağ yakmış olacaksınız.

     

    Bunun yerine 60 dakikayı tempolu olarak bir seferde yürüdüğünüzde ise 36 dakika yağ yakabiliyorsunuz.

     

    Daha fazla yağ yakacağım, zamanım ve enerjim var ” deyip yürüyüşü, 90 dakikalara çıkarırsanız başınıza neler gelecek bir de onlara bakalım:

     

    Hiç egzersiz yapmamak nasıl sağlığımız için olumsuzluk teşkil ediyorsa, aşırı egzersiz ve yanlış egzersiz de yaşamınıza kalite ve sağlık katmaz.

     

    Yapılan bilimsel çalışmalarda günde 10.000 ile 12.500 adım atmak, ömrünüzün 9 yıl uzamasını sağlarken yağ yakılmasını da hızlandırır.

     

    Günde 12.500-20.000 adım hareketliliğin mükemmel olduğunu gösterir ama yorgunluk, iş performansında düşmeler görülebilir.

     

    Aşırı egzersiz olan 20.000 adım üzeri ve 60 dakikadan uzun süren yürüyüşlerde yorgunluk kronikleşir uyku bozukluğu ortaya çıkar

     

    Yoğun egzersiz; eklem ve kıkırdak dokuların yapılarını bozar, ortopedik rahatsızlıklara neden olabilir. Ömür boyu 90 dakika yürüyecek zaman ve derman bulamayacağınızdan dolayı, süreyi düşürdüğünüzde, beslenme düzeninizi değiştiremezseniz kilo artışı görülebilir. Uzun süreli yürüyüşler kemik kırılganlığı riskini artırır, kas kayıplarına da neden olur.

     

    DİKKAT: Şunu da unutmayın ki yürüyüşler sonrası, metabolik hızınız hemen dinlenme düzeyine inmez.Bir arabanın kontağını kapattığınızda benzin tüketmez ama insan metabolizması araba gibi değildir. Egzersiz sonrası duşunuzu alıp eve gitseniz bile hala az da olsa enerji harcaması devam etmektedir. Bu süre giderek azalmasına rağmen kişinin kas yapısına ve performansına göre değişkenlik gösterir.

     

    Egzersiz süresini artırarak kalori harcamanızı artırdığınızda sağlığınızı da kaybedebilirsiniz

     

    Egzersizin (yürüme) süresini çok artırmadan neler yapabiliriz?

     

    Daha fazla kalori yakmak için vücudunuzun büyük kas gruplarını çalıştırın.

     

    Yürüyüşler sonrası 10-15 dakikalık direnç çalışması yapın.

     

    Unutmayın ki yürürken dakikada 1 kalori yakarken, direnç çalışmasıyla dakikada 1,5-2 kalori yakarsınız. 60 dakikanın üzerine yürüyeceğiniz ilave 30 dakika yerine 15 dakika direnç çalışması yaparsanız aynı kaloriyi yakarsınız. Üstelik aşırı yürüyüşün risklerinden de uzak durmuş olursunuz.

     

    Kas yıkımı yerine artırarak metabolizmanızı daha hızlı çalıştırırsınız.

     

    Fiziksel hareketliliğinizi arttırmalısınız. Atacağınız her adım sizi mutluluğa, sağlığa, uzun, bir o kadar da kaliteli yaşamaya yaklaştırır.

     

    HALUK SAÇAKLI

    Bilim Doktoru & Kaliteli Yaşam Danışmanı

  • HABERLER-DUYURULAR
    Bir sezonun ardından...

    Bütün bir sezon bizi bağrında misafir edip ağırlayan doğayı gerçek sahiplerine bırakarak bir sezonu daha sonlandırdık bugün. Her yıl, sezonun son doğa yürüyüşünü Olukdere kanyonunda yaparak Dilek yarımadasını kuzeyden güneye geçip, Menderes Deltasında sonlandırmayı bir adet haline getirerek gelenekselleştirdik. Milli Park içinde birbirinden farklı türlerin arasında, mevsim itibarıyla ısınmaya başlayan ve Doğada yürümenin de zorlaştığı bir havada, o yürüyüşü keyifli hale getiren faktörlerin en başında gelir takımda yer alan bireylerin kalitesi...

     

    Bütün bir sezonda soğuk-sıcak, yağmur-çamur demeden her Pazar sabahında sizi sıcak yatağınızdan kaldıran o tarifsiz duygunun adını her ne koyarsanız koyun; siz bilirsiniz…  Lakin o tutkunun bende yarattığı etkiyi tarif etmeye çalıştığım onlarca yazı okursunuz bu sayfada; zamanınız bol ve bu spora gönül vermişseniz. Yıllar geçse de bir dirhem eksilmeyen o tutkuyu uzun zamandan beri dillendiren yazıları kaleme almadığımın farkındayım ancak bunun sebebi asla yazacak bir şey bulamamaktan değil, kendi kendimize nazar değdirme korkusudur biraz da… Bu grubun kuruluşundan bu yana bir gün- bir pazarlık bile olsa hayatımıza giren, dünyamızda iz bırakan her bireyin ( ki biz onlara yol arkadaşı diyoruz ) ayrı bir yeri ve değeri vardır gönlümüzde. Her yazı ve anlatının satır aralarında bıkmadan tekrarladığımız bu söylemi gerçeğe uyarlamak ancak Pazar günlerimize kısmet olsa da, sezon sonlarında ve doğadan uzak kaldığımız günlerde, spor ve doğayla biçimlenmiş yaşamımıza can suyu olan herkesin ayrı ayrı özlenir olması, yaz sıcaklarının kavurucu günlerinde, yeni sezona uzanan serin bir imbat olup, hep aynı heyecan ve özlemle yeni sezonu da planlama arzusu-enerjisidir bize aynı zamanda… O yüzden sürekli bir tekrar olsa da;  “…alkışı ve seyircisi olmayan bu spor, gerçek bir dostluk ve karşılıksız paylaşım, aynı zamanda güçlü bir dayanışmanın da sembolüdür bizde…

     

    Değerli yol arkadaşlarım, Patikatrek Doğa Sporlarının ilk temel taşlarını koymaya başladığımız günden bu yana geçen zamanda, geriye dönüp baktığımızda görüyorum ki aklımızda yüreğimizde iz bırakan her kim varsa onunla bu spor, dağ, doğa ya da fotoğraf üzerinden bağ kurmuş, ortak değerlerimiz hep bu başlıklar etrafında şekillenmiş, dünyamız hep onlarla zenginleşip biçimlenmiş. Yaşanmış hayatımızın son 20 yılına şekil veren bu spor ve sıraladığımız diğer başlıklar sizi bize getirmiş ve paylaşım odaklı ortak bir dünya kurmamıza vesile olmuş… İyi ki de öyle olmuş…  Her fırsatta söylediğimiz gibi; bu spor iki yönlü bir aktivite olup, gitmek ve dönmek arasında biçimlenir ki, gitmek sizin isteğinize bağlı iken, dönmek bir zorunluluktur ve sizin dağlardan huzur içinde gülen yüzlerle geri dönüşünüzü sağlayıp planlamak da bizim işimizdir.

     

    İnsanda sürekli ulaşmak-aşmak ve gitmek duygusu uyandıran o dağlar ki uzaktan her birimize kaba bir silüet olarak görünse de, bin bir çeşit renkli yaşamı barındırır içinde; aynen biz ve sizler gibi... Büyük bir dostluk ve kardeşlik içinde sürüp gider o yaşamlar; hem dağlarda hem de bizde… O yüzden bu sporu seven doğayı kucaklamayı bilen herkes kavgaya uzak, uyum ve paylaşıma yakındır, tıpkı biz gibi… Siz hiç iki çiçeğin yer kavgası yaptığını gördünüz mü dağ başlarında? Ya da bir arı ile bir kelebeğin çiçek paylaşma tartışmasına şahit oldunuz mu mesela? O yüzden sonsuz bir adalet döngüsü hakimdir dağ başlarında; ana sinesi kadar sıcaktır taş olsa da dağların bağırları...

     

    Doğa ve onun değişmeyen en güçlü, yegâne parçası olan Dağlar, o yüce duruşları içinde her yaşama ayrı bir yer ayırır; herkesin yeri bellidir doğanın koynunda... Zaman zaman yerler değişse de, o değişim hep kavgasız olur sakin ve sessizce… Dağlarda kavga olmaz… Dağda kavgayı yaratan, her kim olursa aynı zaman da kendi sonunu da hazırlar. Çünkü Dağlarda doğada yaşam dostluk ve paylaşmak üzerine kuruludur ve huzur içinde sürüp gider… Peki hiç tehlikesi yok mudur o çok sevilen dağların? Tabiki hayır;  doğa, yüreği sevgi dolu bir ana gibi tehlikeyi çok önceden haber verir size; eğer okuyup anlamasını bilirseniz... Volkan olup patlamadan önce derin derin soluk alır, oflayıp pufladıkça dumanlar savurur ağzından… Sonra homurdanır, sesimi duyup da önlem alsınlar diye… Rüzgârın kanatlarındaki bulutlarla haber salar dört bir yana fırtınayı duyurmak için… Şimşek olur çakar, yıldırım olup yakmadan önce… İşte biz doğa sporcuları hep bu mantık üzerinden inşa ederiz doğayla ve dağlarla olan ilişkimizi. Onca tehlikesine rağmen severiz tüm doğayı ve ana parçası olan dağları; Çünkü dağlar ile olan arkadaşlığımız ve doğayla kurduğumuz dostluğun insan hayatında bunca zaman tariflenmiş hiçbir dostluk ve arkadaşlıkla kıyaslaması, mukayesesi mümkün olmaz; zira benzemez…

     

    Dağların bağrında barınmak, doruklarına tırmanmak, onların asırlık yalnızlığını birkaç saatliğine de olsa paylaşmak için yola çıkanlar çok iyi bilir o dostluğun kıymetini… İşte o benzerlikten sebep, Patikatrek Doğa Sporlarının Kuruluş alfabesi ve felsefesinin ilk harfidir dağlarda bize yoldaşlık edenlerle kurduğumuz dostluk ve arkadaşlığın özünde saklı olan gerçek… Bir sezonu daha sonlandırdığımız bu günlerde, günün önem ve ehemmiyetini gösteren, bizden söylenmesi beklenen sözler bugün bu şekilde dillendi yürekten.

     

    Artık yeni bir sezonun planlamasını yapmaya başladığımız bu günlerde, bunca zaman içinde, dağlarda, ister bize yoldaşlık etmiş olsun ya da olmasın, bu sporu bu felsefe ile yapan, dağlara ve doğaya bu pencereden bakan herkes bizim için değerli ve önemlidir; yeter ki dağ gibi olsunlar…

     

    Geçtiğimiz sezon içinde, hatta en son yürüyüşlerimizde aramıza katılan yeni arkadaşlarımız da dahil olmak üzere eski-yeni ayrımı yapmadan değer ve önem verdiğimiz tüm dağdaşlarımızla birlikte artık daha güçlüyüz. Severek yaptığımız bu sporu diğerlerine de sevdirmek amacıyla çıktığımız bu yolculukta hepinize en içten duygularımla teşekkür eder, hiçbirinizin ayağına taş değmeden dağlardan gülerek dönmüş olmanızı dilerim.

     

    Yeni sezonda görüşmek umuduyla…

     Zeynel AYDIN

    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi

    Gen. Koordinatörü 

  • YOL HİKAYELERİ
    Sibel'in Gözüyle Kaçkarlar - 2

    Kaçkar Dağları yüksek dağ ve Trans yürüyüşümüzde ikinci gün;  olağan programda bugün atılması gereken ikinci kampı, bulutlardaki hareketliliğe bakarak havanın bozacağına yorumlayıp iptal eden ve üçüncü günde varılması gereken Çermeş göllerini bugünden hedef olarak gösterip devam diyen Zeynel hocanın peşindeyiz. Ağlamak istiyorum; aynı günde bu kadar kamp yüküyle yüksek performans  beklentisi bende alarm zillerini çaldırıyor; aç ve yorgunuz, “hava bulutlanmaya başladı, her an yağmur yağabilir hatta kötü bir  fırtınanın içinde bile kalabiliriz” diyor hocamız… Yağmur yağsa da durmak yok çünkü korunup saklanacak yer yok tamamen açık bir alanda sürekli yükseliyor ve biraz daha fazla yaklaşıyoruz gökyüzünde dans eder gibi dolaşıp duran bulutlara…geride kalmak yok, eğer geride kalırsam arkadaşlarım mağdur olacak kokusu sarıp sarmalıyor bedenimi, o korku daha bir yorgunluk duygusu yarattı içimde ama eğer ekip olmak bir bütün olmaksa, o kamp alanına varılacak nasılsa beni de bırakıp gidecek halleri yok ya dedi iç sesim. Ve geride kaldığım da oldu doğal olarak, bittiğimi hissettiğim anlar da, hocamın tam desteği ve profesyonel yaklaşımı ile Çisil, Çisil yağan yağmura rağmen kamp yerine vardık. Yine bir göl kenarı  ve etrafı birbirinden yüce doruklarla çevrili muhteşem bir yayla; gölden biraz uzakta üzerinde Türk bayrağı dalgalanan mavi brandalı bir de çoban barakası. Üstüm başım  ıslak; yürümenizi zorlaştırır ve hızımızı yavaşlatır diye panço giydirmedi hoca; giymiş olanlara da çıkarttırdı aksine, vardır bir bildiği diye diye geldik işte kamp alanına şükürler olsun;  yorgunum, çadırların nerelere kurulacağına  karar verilene kadar oturdum bir taşın üstüne ve içimde bir titreme inceden inceye, ya hasta olursam ne yaparım, hemen toparlıyorum kendimi, kötü düşüncelere teslim olmak yok, güçlü olmak lazım…

     

    Dingin bir sessizlik hakim vadide; hava aniden durağanlaştı; fısıltılı konuşmalarımızı  dahi ta uzaktan duyup barakasından  koşarak geldi çoban yanımıza, yüzünde aylardır hiç insan görmemiş bir ifadeyle şaşkın ve heyecanlı,  sohbeti hoş güler yüzlü bir adamcağız. Üç aydır buradaymış meğer tek başına, yüksek yüksek dağların arasındaki bu yaylada boğa sürüleri ile birlikte “bir ayım kaldı benim de buralarda sonra döneceğim ailemin yanına…” diyor; o mutlu yarını bekleyen heyecanı gözlerinde görmek hiç de zor değil. Kısa bir sohbet ve hoşbeşten sonra alışıyor bizlere iyi ki geldiniz der gibi cana yakın, ağzından dökülen kelimeler ise yarış ediyor sanki birbiriyle… Çadırlar yine kuruldu yemekler pişti, ama biz gerçekten çok yorgunuz herkes gün batmadan çekiliyor çadırında dinlenmeye; olası bir fırtınaya karşı dışarıda çadırların kuruluşunu kontrol eden hocanın,” serbest zaman yatıp uyuyun, dinlenin…” diye haykırışı derinden derine kulaklarımda… beklenen uykunun çadırdan girip bedenimi sarıp sarmaladığını hisseder gibiyim. “Saat 14.30 bir kamp alanını atlamış olmanın hediyesi olarak iki gün buradayız…” diyen ses uzaklaşıyor gibi sanki; uyumuşum…

     

     

    Uyandığımda saatin kaç olduğu hiç de ilgilendirmiyor artık az da olsa dinlenmiş hissediyorum kendimi;  güneşin ısıtmaya başladığı çadırımdan dışarı baktığımda gördüğüm manzara yine muhteşem; tıpkı ilk kamp alanımız gibi yüce dağların dibinde bir yanımızda göl, bir yanımızda o gölden nehir akan bir dere karşımızda tüm heybetiyle duran kocaman dağlar… Yaylayı otlak olarak kullanan boğa sürüsünün yerlerini işgal ettiğimiz için bizden pekte hoşlanmamış olacaklar ki, gece boyunca sürekli vahşi sesler çıkartarak kamp alanımıza doğru saldırıp durdular gruptan birileri bizi bu saldırılardan sürekli korudu sabaha kadar, ama o kahraman kimdi bilmiyorum.

     

    Ertesi gün güzel bir güne uyanıyoruz, uzun ve keyifli bir kahvaltının ardından bol kahve ve bol kahkahanın olduğu sohbetle öğleni yapıyoruz. Kamp alanındaki yeni yoldaşımız çoban Mehmet amca bize sürpriz yapıp tulumunu çalarak kamp alanımıza kadar geliyor o vahşi doğanın içinde ilk kez duyduğum bu ses çıkan melodide ince bir hüzün saklı sanki kimimiz telefon ve fotoğraf makinasına koşuyor, kimimiz ise yarım yamalak bildiği kadar horon oynuyor Mehmet amcayla… o çaldıkça biz kendimizden geçiyoruz ne güzel bir konserdi o be Mehmet amca... Öğleden sonra kamp alanının hemen arkasındaki o kocaman dağa tırmanış planı yapıldı, isteyenler katılacak ve bir nevi keşif ve aklimatizasyon yürüyüşü olacak dendi, kaçırmadım bu fırsatı bir sonraki günler için antrenman yapmam gerekiyor  çünkü bir sonraki hedef noktamız olan  Tatos dağları tırmanışı daha uzun ve daha zorlu bir yol olacakmış.

     

    Küçük hazırlıklar yapıp başlıyoruz tırmanmaya, sırt çantasız ve yüksüz yürümek  ne güzelmiş meğer kuş gibi hafif hissediyorum kendimi… Keşif  yürüyüşümüze Mehmet  amca da eşlik ediyor, dağ sarımsağı dağ soğanı ve kekikler  topladı bize, nasıl pozitif bir enerjidir Mehmet amca seninkisi, sohbeti bol, çok keyifli ve eğlenceli bir yürüyüş olmuştu. Dönüşte akşam için barakasına çay içmeye davet etti bizi Mehmet amca, yemekler yenildi gün batmadan derenin karşısına Mehmet amcanın barakasına misafirliğe gittik, üstü mavi bir naylon örtüyle kapatılmış derme çatma küçücük bir yer; mis gibi demleme çay yapmış bize, kaç gündür özlemiştik demlik çayı, sohbet derinleştikçe çekirdekler çitlendi çaylar içildi. Yarın yolculuk var hava kararmadan dönmek gerek  çadırlara diyerek veda ettik bu dağların misafirperver insanına… Ertesi gün programı baştan belli sabah beşte kalk kampı topla ve tırmanışa devam Tatoslar bizi bekler….

     

     

    Çantalar sırtımızda yola koyulduk, hareket etmeden önce Zeynel hocamız “ bu gün daha öncekilerden çok daha uzun ve zorlu bir yol bekliyor sizi hava bozmaz ve sıkı bir tempo yakalarsak ve öğleye Verçenik’te olabilirsek yaylada size muhlama, yoğurt ekmekli bir öğle yemeği temin ederim “ sözü verdi. Öğleden sonra ise yine dağ izin verir ve bir aksilik olmazsa Tatoslardayız; üç gün dinlenmek için vaktiniz olacak” diye açıklama yaptıktan sonra benim bütün hedefim öğlen yemeği olmuştu, yaylada muhlama offf offf. Tüm ekip gerçekten üstün bir başarı ve uyum içinde verçenik yaylasına sorunsuz vardık. Hava açık ve güneşliydi şansımıza, yaylaya hedeflediğimiz zaman dilimi içinde vardık varmasına da yemek yiyebilecek bir yer yokmuş meğerse; yıllar önce gelip geçenlere yemek ve çay hizmeti veren  bir teyze göçüp gitmiş meğer yayladan;  hepimiz umutsuz bir şekilde hocamızın peşinden muhtarın evine uğradık, muhtarın ailesi sıcak çaylarını ve ekmeğini paylaştı bizimle de moraller düzeldi az da olsa. Yemeğimizin bitmesine zaman kalmadan ve aniden bastıran yağmur dahi neşemizi kaçırmadı naylon tenteli bir sığınakta yağmurlu bir havada yenen yoğurt ve muhlama inanılmaz lezzetliydi ,bu denli lezzetli olmasını önce çok aç olmama, en doğal malzemelerin kullanılmasına ve tabiki ekibimle bir arada ve hala sapasağlam  bulunmaya bağlıyorum…

     

    Yağmur geçti ve çayların son yudumunu dahi aldırmadan haydi bakalım gidiyoruz dedi hoca; az önce yağan yağmura rağmen hava sıcak nasıl bir iklimdir burası, bir günde dört mevsimi yaşıyoruz. Tırmanış yolu zorlu; kısa kısa verilen molalarla hedeflediğimiz saatte kamp alanında olmalıyız, bu kadar yorgunluğun üstüne olası bir yağmur ya da fırtına hepimizin motivasyonunu düşürebilir, hatta beklenmedik zorluklar da yaşatabilir korkusuyla yüzleşerek nerede olduğumuzu ve ne kadar yolumuz olduğunu bilmeden tırmanıyorum… Az önce yediğim muhlamanın yağları adeta eriyor içimde…

     

    İşte orada, tüm heybetiyle karşımızda duruyor; nefes nefese kamp yüküyle tırmandığımız yokuşun hemen sonunda,  kocaman heybetli gövdeleri arasında bir kapı açmış bize yüksekliği deniz seviyesinden 3.256m olan. Patikanın bittiği yerde görünen küçük bir geçit, bir yol yürü yürü bitmez mi arkadaş, bir ara da bitmeyecek gibi geldi ne yalan söyleyeyim, ama bitti işte 3.256m lik aşıtın Iki adım gerisindeyim bulutlar ellerimi uzatsam değecek kadar yakın. Önce bir arkadaşım çıkıyor aşıta, neler görüyor anlatıyor iki adım aşağıda solklanmak için bekleyen bize“harika bir yer, yine dağların arasında üç tane göl, olabildiğince yeşil ve düzlük bir alan…” gözümün önünde canlandırdığım manzaranın tam ortasına çadırları yerleştirdim, ohhhh Üç gün.  Aşıt sırası bendeydi İki üç adım sonra gerideki arkadaşlarıma neler gördüğümü söylemem gerekiyor ama gördüğüm muhteşem manzara karşısında dilim tutuldu ve sadece “mükemmel” diyebildim…  gerçekten muhteşem bir yerdi; o anda orada olmanın verdiği mutluluk ve parayla satın alınamayacak olan başarmanın verdiği keyif…anlatmak mümkün değil, biraz da yorgunluktan olsa gerek… İçimdeki huzur ve mutluluğun tarifi yok. Evet bitti parkur bitti şimdi keyif zamanı yaklaşık yirmi dakikalık bir iniş yürüyüşünden sonra kamp alanındayız, Tatosların eteklerinde Turkuaz rengi göllerin kıyısında üç gün, kendini dinlemek ve dinlenmek için bolca vaktim var. Zeynel hocam “dağlar adama kendini buldurur, dağlarda yapılan her yürüyüş aslında kendini keşfe çıktığın kutsal bir yolculuktur ”der her zaman. Yürürken, çadırda yalnız kalınca, dağları gölü izlerken insanın düşünecek o kadar çok zamanı oluyor ki, bunu ancak yaşamak gerek…

     

    İkinci gün yorgunluktan sadece dinlendik, bol sohbet, bol kahve, ekip olmayı, ekip olurken mutlu olmayı damarlarında hisseder mi insan, biz bunun hakkını sonuna kadar verdik. Bizi misafir ettiği üç günlük süre içinde dört mevsimi birden yaşattı Tatoslar bize, güneşin altında kahve keyfimizi yarım bırakıp yağmurla birlikte çadırlara koştuk çoğu zaman, an geldi  fincanımızdaki kahve soğumadan güneşin yakıcı etkisini hissettik,  kimi zaman da gök gürültülü şiddetli bir fırtınanın kollarında altında bulduk kendimizi; hava ve iklimin bize sunduğu yer dumanı sis gösterisi ise rüya gibiydi; yavaş yavaş gelip kaplıyor çevreni, az önce kocaman dağları görebiliyorken, beş dakikaya varmdan on adım ötedeki çadırları görememek anlatılmaz bir duygu… zirvelerinde hala kar olan Tatoslardan bir de Dolu istedik şaka yollu ve 5 dakikaya varmadan tepemize nohut büyüklüğünde yağan doluları görünce Zeynel Hocanın anlattığı gibi kutsallığına inanmaya başladım dağların ve o muhteşem görüntü güzelliğiyle Tatosların... ( Devam edecek ) 


    Sibel Uyar Aktoprak