Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
MERHABA KEŞİF DOSTLARI

Patikatrek Doğa Sporları aracılığıyla katıldığınız dağcılık, doğa sporları, rafting, fotoğraf gezileri, jeep-safari ve doğa yürüyüşleri gibi her aktivite ile takım olma becerisi kazanacak, bir bütünün parçası olup her zaman kendinizi daha faydalı bir birey olarak görecek, takım arkadaşlarınızla birlikte heyecan ve macerayı yasarken, kendi sınırlarınızı da yeniden keşfedeceksiniz. Deneyim ve eğitimli hocalar eşliğinde yaptığımız fotoğraf gezilerinde ise ışık avcılığı yapacak,Türkiye'nin keşfedilmemiş manzarasını fotoğraf karelerine yansıtırken izleyenlerinizde gidilesi duygular yaratarak, bir nevi gönüllü turizm elçiliği de yapacaksınız; her faaliyette bizzat yaşayıp deneyimlediklerinizle evinize daha huzurlu ve daha mutlu döneceksiniz.

KEŞİF YOLUNUZ  AÇIK VE AYDINLIK OLSUN.

  • EĞİTİM VE SEMİNERLER
    Yürüyüş süresi ve Yağ yakımı

    Spor amaçlı egzersiz (yürüyüş) süresi Yirmidört dakikadan az olduğunda harcadığınız kalorinin yarısı yağ, yarısı karbonhidrattır. Çok fazla yağ yakacağım derken 60 dakikadan fazla egzersiz-yürüyüş yapmak sağlığınızı bozar. Yoruldum deyip günde bir seferde ve 1 saat yapacağınız yürüyüşü, 30’ar dakikadan 2 dilime bölerek sabah ve akşam olmak üzere iki aşamalı yaptığınızda: Metabolizmanızın en üst düzeyde (%80) yağ yakmaya başladığı süre egzersizin 24. dakikasıdır. 6 dakika tam kapasite yağ yakıp ara vermeniz kilo denetimi programlarında size çok katkı sağlamaz. Çünkü aynı sistem öğleden sonra da başınıza gelecek. Toplam 60 dakikada 12 dakika tam kapasite yağ yakmış olacaksınız.

     

    Bunun yerine 60 dakikayı tempolu olarak bir seferde yürüdüğünüzde ise 36 dakika yağ yakabiliyorsunuz.

     

    Daha fazla yağ yakacağım, zamanım ve enerjim var ” deyip yürüyüşü, 90 dakikalara çıkarırsanız başınıza neler gelecek bir de onlara bakalım:

     

    Hiç egzersiz yapmamak nasıl sağlığımız için olumsuzluk teşkil ediyorsa, aşırı egzersiz ve yanlış egzersiz de yaşamınıza kalite ve sağlık katmaz.

     

    Yapılan bilimsel çalışmalarda günde 10.000 ile 12.500 adım atmak, ömrünüzün 9 yıl uzamasını sağlarken yağ yakılmasını da hızlandırır.

     

    Günde 12.500-20.000 adım hareketliliğin mükemmel olduğunu gösterir ama yorgunluk, iş performansında düşmeler görülebilir.

     

    Aşırı egzersiz olan 20.000 adım üzeri ve 60 dakikadan uzun süren yürüyüşlerde yorgunluk kronikleşir uyku bozukluğu ortaya çıkar

     

    Yoğun egzersiz; eklem ve kıkırdak dokuların yapılarını bozar, ortopedik rahatsızlıklara neden olabilir. Ömür boyu 90 dakika yürüyecek zaman ve derman bulamayacağınızdan dolayı, süreyi düşürdüğünüzde, beslenme düzeninizi değiştiremezseniz kilo artışı görülebilir. Uzun süreli yürüyüşler kemik kırılganlığı riskini artırır, kas kayıplarına da neden olur.

     

    DİKKAT: Şunu da unutmayın ki yürüyüşler sonrası, metabolik hızınız hemen dinlenme düzeyine inmez.Bir arabanın kontağını kapattığınızda benzin tüketmez ama insan metabolizması araba gibi değildir. Egzersiz sonrası duşunuzu alıp eve gitseniz bile hala az da olsa enerji harcaması devam etmektedir. Bu süre giderek azalmasına rağmen kişinin kas yapısına ve performansına göre değişkenlik gösterir.

     

    Egzersiz süresini artırarak kalori harcamanızı artırdığınızda sağlığınızı da kaybedebilirsiniz

     

    Egzersizin (yürüme) süresini çok artırmadan neler yapabiliriz?

     

    Daha fazla kalori yakmak için vücudunuzun büyük kas gruplarını çalıştırın.

     

    Yürüyüşler sonrası 10-15 dakikalık direnç çalışması yapın.

     

    Unutmayın ki yürürken dakikada 1 kalori yakarken, direnç çalışmasıyla dakikada 1,5-2 kalori yakarsınız. 60 dakikanın üzerine yürüyeceğiniz ilave 30 dakika yerine 15 dakika direnç çalışması yaparsanız aynı kaloriyi yakarsınız. Üstelik aşırı yürüyüşün risklerinden de uzak durmuş olursunuz.

     

    Kas yıkımı yerine artırarak metabolizmanızı daha hızlı çalıştırırsınız.

     

    Fiziksel hareketliliğinizi arttırmalısınız. Atacağınız her adım sizi mutluluğa, sağlığa, uzun, bir o kadar da kaliteli yaşamaya yaklaştırır.

     

    HALUK SAÇAKLI

    Bilim Doktoru & Kaliteli Yaşam Danışmanı

  • HABERLER-DUYURULAR
    Bir sezonun ardından...

    Bütün bir sezon bizi bağrında misafir edip ağırlayan doğayı gerçek sahiplerine bırakarak bir sezonu daha sonlandırdık bugün. Her yıl, sezonun son doğa yürüyüşünü Olukdere kanyonunda yaparak Dilek yarımadasını kuzeyden güneye geçip, Menderes Deltasında sonlandırmayı bir adet haline getirerek gelenekselleştirdik. Milli Park içinde birbirinden farklı türlerin arasında, mevsim itibarıyla ısınmaya başlayan ve Doğada yürümenin de zorlaştığı bir havada, o yürüyüşü keyifli hale getiren faktörlerin en başında gelir takımda yer alan bireylerin kalitesi...

     

    Bütün bir sezonda soğuk-sıcak, yağmur-çamur demeden her Pazar sabahında sizi sıcak yatağınızdan kaldıran o tarifsiz duygunun adını her ne koyarsanız koyun; siz bilirsiniz…  Lakin o tutkunun bende yarattığı etkiyi tarif etmeye çalıştığım onlarca yazı okursunuz bu sayfada; zamanınız bol ve bu spora gönül vermişseniz. Yıllar geçse de bir dirhem eksilmeyen o tutkuyu uzun zamandan beri dillendiren yazıları kaleme almadığımın farkındayım ancak bunun sebebi asla yazacak bir şey bulamamaktan değil, kendi kendimize nazar değdirme korkusudur biraz da… Bu grubun kuruluşundan bu yana bir gün- bir pazarlık bile olsa hayatımıza giren, dünyamızda iz bırakan her bireyin ( ki biz onlara yol arkadaşı diyoruz ) ayrı bir yeri ve değeri vardır gönlümüzde. Her yazı ve anlatının satır aralarında bıkmadan tekrarladığımız bu söylemi gerçeğe uyarlamak ancak Pazar günlerimize kısmet olsa da, sezon sonlarında ve doğadan uzak kaldığımız günlerde, spor ve doğayla biçimlenmiş yaşamımıza can suyu olan herkesin ayrı ayrı özlenir olması, yaz sıcaklarının kavurucu günlerinde, yeni sezona uzanan serin bir imbat olup, hep aynı heyecan ve özlemle yeni sezonu da planlama arzusu-enerjisidir bize aynı zamanda… O yüzden sürekli bir tekrar olsa da;  “…alkışı ve seyircisi olmayan bu spor, gerçek bir dostluk ve karşılıksız paylaşım, aynı zamanda güçlü bir dayanışmanın da sembolüdür bizde…

     

    Değerli yol arkadaşlarım, Patikatrek Doğa Sporlarının ilk temel taşlarını koymaya başladığımız günden bu yana geçen zamanda, geriye dönüp baktığımızda görüyorum ki aklımızda yüreğimizde iz bırakan her kim varsa onunla bu spor, dağ, doğa ya da fotoğraf üzerinden bağ kurmuş, ortak değerlerimiz hep bu başlıklar etrafında şekillenmiş, dünyamız hep onlarla zenginleşip biçimlenmiş. Yaşanmış hayatımızın son 20 yılına şekil veren bu spor ve sıraladığımız diğer başlıklar sizi bize getirmiş ve paylaşım odaklı ortak bir dünya kurmamıza vesile olmuş… İyi ki de öyle olmuş…  Her fırsatta söylediğimiz gibi; bu spor iki yönlü bir aktivite olup, gitmek ve dönmek arasında biçimlenir ki, gitmek sizin isteğinize bağlı iken, dönmek bir zorunluluktur ve sizin dağlardan huzur içinde gülen yüzlerle geri dönüşünüzü sağlayıp planlamak da bizim işimizdir.

     

    İnsanda sürekli ulaşmak-aşmak ve gitmek duygusu uyandıran o dağlar ki uzaktan her birimize kaba bir silüet olarak görünse de, bin bir çeşit renkli yaşamı barındırır içinde; aynen biz ve sizler gibi... Büyük bir dostluk ve kardeşlik içinde sürüp gider o yaşamlar; hem dağlarda hem de bizde… O yüzden bu sporu seven doğayı kucaklamayı bilen herkes kavgaya uzak, uyum ve paylaşıma yakındır, tıpkı biz gibi… Siz hiç iki çiçeğin yer kavgası yaptığını gördünüz mü dağ başlarında? Ya da bir arı ile bir kelebeğin çiçek paylaşma tartışmasına şahit oldunuz mu mesela? O yüzden sonsuz bir adalet döngüsü hakimdir dağ başlarında; ana sinesi kadar sıcaktır taş olsa da dağların bağırları...

     

    Doğa ve onun değişmeyen en güçlü, yegâne parçası olan Dağlar, o yüce duruşları içinde her yaşama ayrı bir yer ayırır; herkesin yeri bellidir doğanın koynunda... Zaman zaman yerler değişse de, o değişim hep kavgasız olur sakin ve sessizce… Dağlarda kavga olmaz… Dağda kavgayı yaratan, her kim olursa aynı zaman da kendi sonunu da hazırlar. Çünkü Dağlarda doğada yaşam dostluk ve paylaşmak üzerine kuruludur ve huzur içinde sürüp gider… Peki hiç tehlikesi yok mudur o çok sevilen dağların? Tabiki hayır;  doğa, yüreği sevgi dolu bir ana gibi tehlikeyi çok önceden haber verir size; eğer okuyup anlamasını bilirseniz... Volkan olup patlamadan önce derin derin soluk alır, oflayıp pufladıkça dumanlar savurur ağzından… Sonra homurdanır, sesimi duyup da önlem alsınlar diye… Rüzgârın kanatlarındaki bulutlarla haber salar dört bir yana fırtınayı duyurmak için… Şimşek olur çakar, yıldırım olup yakmadan önce… İşte biz doğa sporcuları hep bu mantık üzerinden inşa ederiz doğayla ve dağlarla olan ilişkimizi. Onca tehlikesine rağmen severiz tüm doğayı ve ana parçası olan dağları; Çünkü dağlar ile olan arkadaşlığımız ve doğayla kurduğumuz dostluğun insan hayatında bunca zaman tariflenmiş hiçbir dostluk ve arkadaşlıkla kıyaslaması, mukayesesi mümkün olmaz; zira benzemez…

     

    Dağların bağrında barınmak, doruklarına tırmanmak, onların asırlık yalnızlığını birkaç saatliğine de olsa paylaşmak için yola çıkanlar çok iyi bilir o dostluğun kıymetini… İşte o benzerlikten sebep, Patikatrek Doğa Sporlarının Kuruluş alfabesi ve felsefesinin ilk harfidir dağlarda bize yoldaşlık edenlerle kurduğumuz dostluk ve arkadaşlığın özünde saklı olan gerçek… Bir sezonu daha sonlandırdığımız bu günlerde, günün önem ve ehemmiyetini gösteren, bizden söylenmesi beklenen sözler bugün bu şekilde dillendi yürekten.

     

    Artık yeni bir sezonun planlamasını yapmaya başladığımız bu günlerde, bunca zaman içinde, dağlarda, ister bize yoldaşlık etmiş olsun ya da olmasın, bu sporu bu felsefe ile yapan, dağlara ve doğaya bu pencereden bakan herkes bizim için değerli ve önemlidir; yeter ki dağ gibi olsunlar…

     

    Geçtiğimiz sezon içinde, hatta en son yürüyüşlerimizde aramıza katılan yeni arkadaşlarımız da dahil olmak üzere eski-yeni ayrımı yapmadan değer ve önem verdiğimiz tüm dağdaşlarımızla birlikte artık daha güçlüyüz. Severek yaptığımız bu sporu diğerlerine de sevdirmek amacıyla çıktığımız bu yolculukta hepinize en içten duygularımla teşekkür eder, hiçbirinizin ayağına taş değmeden dağlardan gülerek dönmüş olmanızı dilerim.

     

    Yeni sezonda görüşmek umuduyla…

     Zeynel AYDIN

    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi

    Gen. Koordinatörü 

  • YOL HİKAYELERİ
    Kaçkarların Öte Yüzü - 1

    Saat 03.30; sıcak başlayan bir İzmir gecesinin ortasına uzanan, kısa süreli bir uykuda bile terden sırılsıklam olmuş yastıktan ayrılma zamanı... İzmir'den Iğdır'a ulaşan kuş uçuşu 1.550 km lik bir gökyüzü yolculuğuna ilk adım; akşamdan hazırlanıp kapının önünde hazır bekleyen sırt çantası ile yatak arasındaki kısa yolculuk hep bilinen türden şeyleri içerdiği için kıymeti harbiyesi yok fazlaca; uykulu gözleri soğuk suyla buluşturup dişlerin fırçalanması gibi sıradan bildik işler önceden proglanmış gibi, rutin akışı içinde devam ederken sol yanımdan gelen “– Doğal gazı kapat, suyun ana vanasını da unutma...” türünden hepinizin bildiği sıradan bir diyalogla usulca kapanır perde.

     

    Apartman kapısından sessizce süzülerek deniz kıyısındaki otobüs durağına kadar kısa süreli, sırt çantalı bir yolculuk; sokaklar ve gece hep aynı ıssızlığın koynunda, derin uykudaki bir bebek kadar güzel; uzaktan uzağa geceyi tamamlama derdindeki Kordon barlarından fırlayıp evin yolunu bulmaya çalışan hoyrat kahkahaların bile umurunda olmayacak kadar güzel hem de...”Hay Allah gecenin bu saatini daha mı sık yaşasam acaba “diyen çılgın düşünceler, otobüs durağına zamanında yetişmek için koşturan sol yanımın yeni ayakkabıları gibi pür telaş,zihnimde koşar adım...işte durak göründü; sahilde birkaç Temmuz sıcağı kaçkını, birkaç da balıkçı; denizden esen ılık ve nemli rüzgar dışında kimseler yok ortalarda, haa!.. bir de denize ulaşmaya çalışan yıldızları saymazsak gece sakin ve kimsesiz, bizi Havalimanına götürecek 202 den de ses seda yok görünürde; durakta bekliyoruz... Bekleyişler uzun olmasın dileklerimizle ulaştık Havalimanına, evde yapılmayan kahvaltı  boyoz simit çay eşliğinde alanda yapılırken yol arkadaşlarımız da gelir oldu birbiri ardına gülen yüzler ile... Yeni yolların heyacanı saklı hepsinin gözlerinde...

     

                                                                           ** **

     

    Uçağımızın Iğdır havalimanına iniş için alçalış anonsuyla dinlendirmek amaçlı yumduğum gözlerimi araladım. Sarıya çalan bir bozkıra can suyu taşıdığı belli olan Aras nehrinin yarattığı yeşil bir vaha ve uzaklarda karlı doruğuyla masallara konu olan Ağrı dağı ilk gördüklerim oldu. Nedense tam da o esnada “Iğdırın al elması...” diye başlayan türkü dolandı dilime...ilk kez gördüğüm Doğunun bu en taze ilinin seyyah  ruhumla kurduğu bu duygu köprüsünden geçmeyi başka bir anlatıya bırakalım isterseniz...Alana günlük olarak inen tek uçağın yolcuları olmanın avantajıyla valizlerimiz de kaybolmadan kısa süre içinde alandan dışarıya adım atıverdik...Sevdakar servis aracının başında kapıları açmış bizi bekler...Aman Allahım bu ne sıcak; termometreler 36 'C yi gösterse de yakıcı bir güneş altındayız, Ağrının doruklarından esmesini beklediğim serin rüzgarların gelmesi sanırım geceyi bekler; bekler de onu bekleyecek zaman yok biz de... Doğunun gizemli mistik yüzünü yansıtan İshakpaşa Sarayını fotoğraflama arzumuz maalesef şoförümüz Sevdakar'ın ısrarlı uyarılarından sebep başka bir bahara ertelendi...Duyduk ki yurdumda yine eller tetiğe değmiş, yine kan kokusu dolaşır olmuş mavi gökte...Aralıklı çatışmalardan sebep kesilen yollarda güvenlik sorunu var dedik ve döndük yönümüzü Kars'ın yeşilden sarıya dönen yüksek yaylalarına doğru...

     

    Kars'ın Digor ilçesi etrafındaki yaylaklarla ilgili söylenenlere aldırış etmeden mola dedik tarlasında klasik usullerde biçilen otları toplayan bir aileyi gördüğümüz anda; ön yargılarınızdan arınarak ve gönül gözüyle bakmazsanız, yaşadığı coğrafyanın koşullarına göre şekillenmiş yüz hatlarında saklanmış insansı duyguları görmeniz zor, hatta imkansızlaşır size hoş geldiniz diye bakan gözlerde. Her şeye ve eli kirli siyaset mekanizmasının her türlü çabasına rağmen yine de güzeldir yurdum insanı; Ege ve Karadeniz’inde, Akdeniz’inde, doğusu ve batısı hatta 2.100 m rakımdaki Digor'lu canıyla hep sıcak, hep içten bir gülümseyişin arkasına saklanmış biraz merak, biraz da endişeyle ve belli belirsiz bir korkuyla karışık bakar hepsi ilk gördüklerine. Samimiyet ve içtenliğinizin dağıttığı tüm endişelerden arınır arınmaz da nasırlı eller arasında ikram edilip, aynı kaptan yudumlanmayı bekleyen bir tas ayran ya da bir bardak çay bulursunuz önünüzde...Bu kez de öyle geldi davet, akşamın o saatinde derlenip toplanmasına az kalmış onca işi bırakıp 3 km ötedeki eve kadar gitmek uğruna...İş kaybı yaşanmasın, alın teri ve emeğinden çalınmış zamanları hoyratça harcamayalım diye  nazikçe geri çevirdik; geri çevrilen nazik davetten anlam çıkartılması korkusuyla gönül alma gayretleri içinde...

     

    Başka bir zamanın içine öteleyerek umutları, iyi dilekleri vedalaştık; Digorlu çiftçi  ailesi ve sevimli torunlarının fotoğraflarını alıp aramızda köprü, anı kalsın diyerek yeni baştan düştük yollara.. Kars-Ardahan arasında güneşi hüzünlü bir vedayla uğurlarken o da bize cömert davranıp yağmur yolladı;Ardahan yaylalarından Saharaya varma saatinde...Yağmurla gelen serin bir Karadeniz akşamında Laşet deresi kıyısındaki şirin pansiyonumuza yerleşip akşam yemeği için bir araya geldiğimizde yolculuğun tüm yorgunluğu gözlerimizdeydi...erken ayrıldık masadan...

     

                                                                           ** **

     

    Uzun yolculukların ilk günlerinde hep yüksek olan motivasyon ve pozitif enerjinin etkisiyle hepimiz erkenden kalkmışız ki sanırım en geç uyanan bendim; konakladığımız küçük şirin ahşap evin balkonundan dışarı baktığımda ellerinde makineler ile Kocabeyin tarlalarında kelebek kovalayan bizimkileri gördüm... Güne nasıl başlarsan öyle bitermiş diyerek Laşetin nefis mutfağı Hülya hanım ve çalışanların el emeği ürünlerle bezenmiş harika bir kahvaltı masası keyfimize keyif kattı…

     

     

     

    İkinci günde amacımız hem çevreyi tanımak amaçlı hafif bir gezinti yapmak hem de etrafımızı sarıp sarmalayıp başımızı döndüren güzellikleri elden geldiğince fotoğraflayarak depolamak olacak; deniz seviyesinden gelen herkesin kademeli şekilde yüksek rakıma uyum ve motivasyonları sağlayıcı hareket etmek olunca rahat bir gün yaşadık… Kirazlı, Koyunlu yaylası, Karagöl, Kocabey yaylası ve Sahara Milli Parkı olmak üzere geniş bir coğrafyada dolandık durduk…O yüksekliğe rağmen sıcak bir hava ve güneşin yakıcı etkisi gelecek günler için yağmur belirtisiydi ki beklediğimiz yağmur iyi bir zamanlama ile bizi Olgunlar yaylasında karşıladı… Günü keyifli bir yürüyüşle laşet deresinde sonlandırdık…

     

    Üçüncü gün, daha önce ve yol iz olmayan bir dönemde, sadece bir kez gittiğim Karçallara doğru çevirdik yüzümüzü. Lekoban vadisine ilk kez girip Karçallara doğru yükselmeye başladık servis aracımızla; servis aracı dediğime bakmayın ona değinmek yol hikâyemizi anlatmak ayrı bir yazının konusu olur; yürümeye alışık olan ve yürüyerek gidilen yollarda kendini daha güvende hisseden ayaklara böyle bir yolculuk yaptırmak yapılabilecek en güzel işkenceydi bence, lakin zaman planlaması maalesef bunu gerektiriyordu artık. Orman dokusu içinden çıkıncaya kadar bir kaç kez durup yol güzergahının doğruluğunu kontrol etmek az da olsa gerginlik yarattı ben de; ta ki Lekoban yaylasının belli belirsiz bacaları tüten evlerini görünceye kadar. Yaylaya ulaşan stabilize yol ancak belli standartlara sahip araçlarla yolcu taşımacılığına uygun; ısrarla aracımızın yaylaya kadar gelebileceğini söyleyen şirin pansiyonumuzun sahibi sevgili Yusuf’u yad ederek 20 Km lik yayla yolunu neredeyse 4 saati bulan bir zaman içinde tamamlayarak saat 14.30 da ulaştık hedefe. Oda dağılımları ve yerleşme pansiyonumuzun şirin sahibesi Songül Hanım ve yardımcılarının soba ateşinde demlenmiş çaylarını etrafımızı çevreleyen dağlara bakarak büyük bir keyifle içtik. Beni tanıyanlar bilir etrafımı sarıp sarmalayan dağları daha önce hiç görmediysem olabildiğince kısa sürede en hakim tepeye varıp çevremi sarıp sarmalayan coğrafyayı keşfetmek isteğim baskındır. Aynı duyguları yaşadığını bildiğim Recep ağabeyimle göz göze gelip gönül diliyle konuşup anlaşarak haydi gidiyoruz dedik; nereye diye soran şaşkın bakışlar arasında… Bize söylenen ve yaklaşık 3 saatlik bir varış noktası belirleyerek saat 15.00 de başladığımız yürüyüşe ilk günlerin enerjisi ve motivasyonuyla tüm takım eksiksiz katıldı…İyi bir antrenman olacaktı; bakmayın siz 3 saat denilmesine; ben, gidiş geliş olarak toplam 4 saatlik bir zaman planlayarak umduğumuz ve düşündüğümüz gibi bir zamanlamayla gerçekleşti yürüyüşümüz ve pansiyona döndüğümüzde saat 19.30 idi yani akşam yemeği vakti…

     

    Takım üyesi arkadaşlarıma yapmış olduğumuz bu ani yükleme ve onların ayrı ayrı hepsinin gösterdiği başarılı performansı bana gelecek günler için ince ipuçları verdi. Her şey tam planladığım ve beklediğim gibi gittiği zamanlarda oldukça keyifli olurum; buna bir de Songül hanımın kendi el hüneriyle hazırladığı yöresel yemeklerden oluşan soframızı da eklersek beklenti katsayımızın üzerine çıktığımızı söyleyebilirim; çekincesiz… Yıldızlı bir Gökyüzü altında, sessizliğin koynunda asırlardır kendi yalnızlığını yaşayan bu şirin yaylanın güzel bir gecesine adımızı yazdırdığımız, kahkahalarla biçimlenen sohbetimize ara verip erkenden “haydi bakalım dinlenmek için odalara çekilme zamanı” dediğimde kimse itiraz etmedi… Herkes yarın kendilerini bekleyen yeni günün zorluk derecesini de sürprizlerini de bilmediği için büyük bir tevekkülle ne dersem yapıyordu; ne güzel…

     

    Karçalların ulu dorukları ve Türkiye’nin ilk ve tek biyosfer havzası olan Macahel vadisine yükseklerden bakmak vadiyi kaplayan bulut denizi üstünde özgürlüğün tadına vararak yaşanacak bir güne hazır ve sağlıklı bir merhaba diyebilmek için şimdi uyku zamanı.

    Zeynel AYDIN