Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
MERHABA KEŞİF DOSTLARI

Patikatrek Doğa Sporları aracılığıyla katıldığınız dağcılık, doğa sporları, rafting, fotoğraf gezileri, jeep-safari ve doğa yürüyüşleri gibi her aktivite ile takım olma becerisi kazanacak, bir bütünün parçası olarak her zaman kendinizi daha faydalı bir birey olarak görecek, takım arkadaşlarınızla birlikte heyecan ve macerayı yasarken, kendi sınırlarınızı da yeniden keşfedeceksiniz. Deneyim ve eğitimli hocalar eşliğinde yaptığımız fotoğraf gezilerinde ise ışık avcılığı yapacak,Türkiye'nin keşfedilmemiş manzarasını fotoğraf karelerine yansıtırken her faaliyette yaşadıklarınızla evinize daha huzurlu ve daha mutlu döneceksiniz.

KEŞİF YOLUNUZ  AÇIK VE AYDINLIK OLSUN.

  • EĞİTİM VE SEMİNERLER
    Doğa Sporlarında en kötü kaza "Kırıklar ve İlk Yardım"

    Bir doğa sporcusunun başına gelebilecek en kötü kazadır Kırık. Yaşam alanları içinde gerçekleşen kazalarda karşımıza çıkan kırıklara kurallarına uygun davranarak tepki vermek mümkün iken,vahşi doğa koşulları içinde ve alışık olmadığımız şartlar altında bu tepki farklı olabileceği gibi ölümcül veya uzun süreli sakatlıklara meydan verecek şekilde gerçekleşebilir. Hazırlıklız, bilinçsiz ve donanımsız olarak doğada seyahat edenlerin sıklıkla karşılaşma ihtimali olan kırıklarda gerektiği şekilde ilk yardım ve uygun tedavinin uygulanması  çoğu kez mümkün olmaz. Doğa yürüyüşleri veya spor amaçlı doğa seyahatlerinde,  doğanın büyüsüne kapılarak,bir anlık dikkatsizlik veya konsantrasyon eksikliği veya kural dışı  fevri davranışlar sonucunda yapılacak ters bir hareket kırıklarla karşılşama ihtimalini güclü kılar.

    Bir kaza durumunda ilk yardım uygulamaya hazır olabilmek için yapacağınız en doğru şey bir ilk yardım kursuna devam etmek ve ilk yardımın nasıl verileceğini öğrenmektir. Aşağıdaki satırlarda bazı genel bilgiler bulacaksınız ama ilk yardımın nasıl uygulanacağını öğrenmek için mutlaka bir  kursa katılmanız gerektiğini unutmayın...


    Herhangi bir kuvvet zoru ile kemik bütünlüğünün bozulmasına kırık denir.

    KIRIK ÇEŞİTLERİ ;
    a - Açık kırık
    b - Kapalı kırık
    c - Müşterek Kırık (önemli organların mide, bağırsak, ciğer, beyin gibi önemli organların tahribatıyla birlikte  

         görülen kırıklardır)
     
    KIRIKLARDA GENEL DUYGU VE BULGULAR
     Kırık yerinde ve yakınında ağrı
     Dokunmaya karşı hassasiyet
     Şekli bozukluğu
     Şişlik, morluk
     Hareketsizlik ve kuvvetsizlik
     Kırık kemiklerin birbirine sürtünme sesi

    KIRIKLARDA GENEL TEDAVİ KURALLARI

    • Eğer deride varsa yara üzerine steril bir pansuman ya da mendil koyup sarınız.
    • Yara içinde görülen kemik parçalarını çıkarmaya çalışmayınız. Kanama yapabilir. Daman ve sinirleri yaralayabilirsiniz. O kısmın üzerine steril pansuman koyunuz. Sonra bir bezi simit şeklinde katlayıp delik olan kısmı ortaya gelecek şekilde yerleştiriniz En üst kısmına kalın pamuk ya da sünger tabakası koyunuz. Sarınız.
    • Kırık olup olmadığını önce elbisesi üzerinden hafifçe elle muayene ederek saptamaya çalışınız.
    • Elle hoyratça muayene etmeyiniz Kırık yerini oynatmayınız. Ağrı şoka yol açabilir. Kırık kemik uçları damar ve sinirleri yaralayabilir.
    • Kırık uçlarını hareketsiz yapmak için kırık yerini tespit ediniz. Kol ya da bacağın her iki yanına kalan karton ya da tahta koyup sargı bezi, eşarp, kravat ya da gömlek parçaları ile sarınız.
    • Tespit için kullanılan karton, tahta gibi gereçler kırık yerinin bir üst ve bir de alt tarafındaki eklemlerin ötesine kadar gelecek uzunlukta olmalıdır. Bu araçlara atel adı verilir. Atellerin tene gelen kısımları pamuk ve bezlerle beslenmelidir.
    • Şok varsa önleyiniz.
    • Kanama varsa bilinen önlemlerle kanamasını durdurunuz.
    • Kırık yerin üzerine havluya sarılı buz torbası koyunuz.
    • Yaralı kısmı kalp seviyesinin yukarısına kaldırınız.
    • Kırılan uzuv tespit edilmelidir. Hangi durumda bulduysanız o durumda tespit ediniz. Kırığı yerine koymaya çalışmayınız. Gereksiz dokümanlardan kaçınınız.
    • Ambulansla ortopedi ve travmatoloji kliniğine gidiniz.


    OMURGA KIRIKLARINDA İLK YARDIM
     

    • Çoğu kez yüksek bir yerden düşme yad da trafik kazaları sonucu omurgada kırık ve bazen içinden geçen omurilikte değişik derecelerde yaralanmalar olabilir.
    • Yaralıyı muayene etmeden, belinde yad da boynunda ağrısı, başka bir şikayeti olup olmadığını sormadan döndürmeyiniz. Ayağa kaldırmayınız.
    • Kesin tam bilinmedikçe belinde ağrısı olan böyle bir yaralıda kırığın da olabileceğini unutmayınız. Kırık olmadığı kesin olarak saptanıncaya kırık var gibi hareket ettiriniz.
    • Eğer omurgasında bir kırıktan şüpheleniyorsanız, yaralıyı yerinden kaldırmadan altına genişçe ir tahta ya da kapı yerleştiriniz.
    • Baş ve boynunun her iki yanına ayakkabılarını ve katlayarak elbiselerini koyarak boynunun oynamasını önleyiniz. Eğer elinizde kum torbası varsa onu da koyabilirsiniz. Naylon torba içine kum veya toprak doldurarak kum torbası yapabilirsiniz.
    • Yaralıyı omuzlar, havsala, uyluk diz altı ve ayak bileğinin üzerinden geçecek şekilde geniş bezlerle tahtaya bağlayınız. Böyle taşıyınız. Röntgen çekilip kesinlikle kırık olmadığı saptanmadıkça ayağı kaldırmayınız.
    • Aksi durumda kendiliğinden iyi olabilecek bir omurga kırığı, yaralı kişinin kaba muayenesi ayağa kaldırılması ya da uygun olmayan taşıma koşulları nedeniyle omurilik zedelenmesi olabilir. Bunun sonucu bacaklarda felç, halsizlik, idrar ve büyük abdestini tutamaması gibi çok önemli sonuçlarla bitebilir.
    • Yara varsa steril pansuman koyunuz.
    • Şok durumuna göre önlem alınız.
    • Ağrısını dindiriniz.

     
    ÖN KOL KIRIKLARINDA İLK YARDIM


       1- Kazanın olduğu yerde yaralının ceketi çıkarılmadan kırık olan tarafında eli karşı omuza gelecek şekilde kol

           göğüs üzerine konur ve göğse sarılır.
       2- Önkolda üçgen sargı ya da tülbentle boyuna asılır.
       3- Eğer elinizde tespit için hazır gereçler (atel) ya da tahta, kalın karton varsa kol ya da önkolun her iki yüzüne

            bunları uygulayınız.

       4- Gömleğinizden yırttığınız bezlerle kravat, eşarp ya da sargı bezi ile kırık yerinin

            yukarısında ve aşağısından bağlayınız.
       5- Kolu göğüs üzerine koyup başka bir eşarp ya da üçgen sargı ile sarınız. Önkolu da üçgen sargı, tülbent ya da

            eşarp ile boyuna asınız.
       6- Önkol ve kolunuzun kalp seviyesinin üzerinde durmasını sağlayınız. Böylelikle daha az şişlik olur.
       7- Kırık yer üzerine buz koyunuz.
       8- Bilezik varsa çıkarılmalıdır.


    KÜREK VE KÖPRÜCÜK KEMİĞİ KIRIKLARINDA İLK YARDIM

     

    1. Kırık tarafın koltuk altına ufak bir pamuk topağı ya da katı bir bez koyup kolu eşarp ya da tülbentle boyuna asınız
    2. Kırık yer üzerine buz koyunuz.
    3. Yaralıyı oturur durumda ve ambulansla hastaneye götürünüz.
    4. Eğer üçgen sargı ya da eşarp yoksa yaralı elinizi ceketinizin iki düğmesi arasında içeri sokup aynı taraf ceket eteğinin yukarı kaldırıp iğneleyiniz.
    5. Şekilde görüldüğü gibi bir omuz üzerinden gelen sargıyı (katlanmış bir tülbent) karşı taraf koltuk altından geçirip arkada bağlayınız. Diğer sargı ile aynı işlemi karşı tarafa yapıp arkandan birbiri ile ve ilk sargının uçları ile düğüm ediniz. Bunları yaparken omuzları arkaya doğru çekiniz.

     
    BACAK KIRIKLARINDA İLK YARDIM

     

    • Bacakta kırık varsa kaza yerinde yaralının pantolonunu çıkarmaya çalışmayınız.
    • Eğer yara varsa pantolonu dikiş yerinden sökünüz ya da kesiniz. Yara üzerine temiz mendil ya da pansuman koyup üzerinden sarınız. Böylece açık bir kırıta yaradan mikropların girmesini önlemiş ve kanamanın durmasını sağlamış olursunuz.
    • Eğer elinizde uzun tahta ya d da kalın karton varsa uzun olanın dışta ayak bileğinden bele kadar, kısa olanını da içi tarafta ayak bileğinden kasığa gelecek şekilde bacağın her iki yanına yerleştiriniz.
    • Ayak bileğinin üzerinden diz altından ve üstünden gömlek parçası, eşarp, kravat ya da sargı bezi ile bağlayınız.
    • Eğer elinizde tespit için hiç bir gereç yoksa kırık olan bacağı sağma bacağa sararak tespit ediniz.
    • Kırık yara üzerine buz koyunuz.
    • Sırtüstü yatar durumda ve sedye ile hastaneye gönderiniz.

     

    AYAK VE AYAKBİLEĞİ KIRIKLARINDA İLK YARDIM

     

    1. Kişinin yaralanmış ayağındaki yaraların üzerine temiz bir mendil ya da pansuman koyup sarınız.
    2. Yumuşak bir kare şeklindeki bir yastığın ortasına ayağı yerleştiriniz.
    3. Yastığın kenarları önde birbirine yaklaştırınız., çengelli iğne ile tutturunuz. Gerekiyorsa üzerinden sargı bezi ile sarınız. Yastık içine koymadan önce buz uygulayınız.
    4. Kalp seviyesinin üzerinde tutunuz.


       
  • HABERLER-DUYURULAR
    Patikatrek farkıyla Foto safari veya fotoğraf gezisi

    Bugün, kocaman bir yılın daha sona ermek üzere olduğu bir günde, “herkes gibi yoğun duygular içindeyken koşarak geldi kalem elime! “ diyesim var da, ne çare zaman değişmiş; Geride kalan yıllar gibi, yürek çırpıntısına, bizi insan kılan her bir duyguya tercüman olan o eski kalemlerin varlığı bile unutuldu nerdeyse. En son ne zaman kalem alıp elinize de duygularınızı yazdınız; yaldızlı dolma kalemler, fiyakalı tükenmezler, odun karası kömür uçlular, mürekkep hokkasına aşk ile dalan divit uçları içinizden anımsayan kaç kişi kaldı, hangi yılın sararmış takvim yaprakları arasına saklandı onlar bilen var mı?  Yedisinden, yetmişe hepimiz klavye delikanlısı olduk şimdi…


    Adettendir, her bitiş sonrasında oturup durum değerlendirmesi yapmak; eminim bu günlerde birçoğunuz geride kalan yılı hatta yılları değerlendiriyor, yenisine umutlu tutunabilmek adına. Biz de öyle yaptık; oturduk klavye başına, duygular parmak uçlarımızda can buldu size yansır, beyaz sayfa yerine beyaz camdan…


    Kurumsal resmi yaşımız 10 sınırına geldi dayandı; adımız Doğa Sporları ile özdeşleşse de özümüz çok daha zengin. Daha dün gibi hatırlıyorum PATİKATREK adını sıklıkla telaffuz ederek zihnime yerleşsin diye bitimsiz tekrarlar yaptığım günleri.  Patika ve Trekking kelimelerinden türettiğimiz bu yeni isme bir anlam ve bir değer katmak için içeriğini doldurmamız gerektiğinin bilinci içinde tam dokuz yılı geride bıraktık. Emek dolu geçen yıllar içinde, başta Dağcılık, Doğa yürüyüşleri ve bilumum doğa sporu dalları içinde adımız bilinir oldu… Ancak, bir yanımız daha vardı ki, başlangıçta biraz gölgede kalsa da mazisi çok daha gerilere uzanıyor; Fotoğraf ve fotoğrafçı yanımız bu yüzden algıda gecikmelere sebep oldu bizi izleyenlerde… Doğacı mı, Sporcu mu, Fotoğrafçı mı olduğumuzu tek kimlikte anlatmaya çalışsak da zorlanmadık değil hani…


    1996 Yılında geldiğimiz İzmir’de ilk yaptığımız işlerin özünde Fotoğrafçı yanımız yatar aslında; doğa sevgimiz yayla çocuğu olmamızdan kaynaklansa da, İzmir coğrafyasını tanımak adına çıktığımız doğa gezilerinde fotoğraf makinemiz hep omzumuzda asılıdır, o yıllarda. Bazen tek, bazen de yol arkadaşlarımızla çıktığımız İzmir doğasını keşif pazarları, sonraki yıllar içinde adını değiştirerek doğa yürüyüşü günleri oldu nedense. Ancak fotoğrafcı yanımızdan hiç uzaklaşmadık yine de…


    Safari kelimesi “Av ve avlanmak” ile anlamlandırılsa da, İzmir hatta Tüm Türkiye’de onu Foto-Safari kelimesine dönüştürerek farklı bir boyut kazandıran, yeniden anlamlandıran, zihinlerde yer etmesine katkı koyan ilklerdeniz biz diyebiliyoruz bugün… İnanmayan günümüzün bilgesi Google amcaya sorarak test etsin doğruluğunu, 1.270.000 veri arasında, ilk sayfada ilk üç içinde, iki sayfalık konu başlığı ile bizden bahsetmesi boşuna değildir…  İçinde yılların çabası vardır; Emek kokan…


    Patikatrek ‘in henüz kurumsal bir kimlik edinmeden önce “dere tepe düz” diyerek yaptığı fotoğraf gezilerinde yer alıp  camiada adından bahsettirenlerin isimleri övünç kaynağımızdır bugün.  Bir başka övünç kaynağımız ise adı ister foto safari veya fotoğraf gezisi olsun fotoğraf yolculuklarını marka tescilli olarak Türkiye’de yapan ilklerdeniz demek biraz abartı sanabilirsiniz ama gerçeğin ta kendisidir aslında. Yani sözün özü; PATİKATREK öncü kimliği ile patikayı açar, diğerleri ise o patikadan yürür; geride kalan uzun yılların değişmez gerçeğiydi bu, omuzlarımıza sorumluluk yükleyen.


    Her ne iş yapıyor olursanız olun, yaptıklarınız esas amaca hizmet etmiyorsa kalite sorunu yaşarsınız. Kalite, yaşamın her alanında ana felsefemiz olduğu gibi yaptığımız bütün işlerde de olmazsa olmaz dediğimiz vazgeçilmezlerimizdendir.  Kaliteyi belirleyen unsurların iyi bir araştırma-geliştirme, planlama ve insan faktörü olduğunu bilir ve yaptığımızı her organizasyonda olduğu gibi foto safari ve fotoğraf gezilerinde de kaliteye öncelik veririz. Fotoğraf çalışması yapılacak alanların tespiti ve fotoğrafik öğelerin belirlenmesinde titiz bir araştırma ve planlama yaparak işe başlarız. Çalışmada yer alacak olan Fotoğrafçı grubunun her özelliği en ince ayrıntılarına varana kadar gözden geçirilerek ekipleri oluştururuz. Kim neyi çekmek ister, hangi konuları çalışmak onu mutlu eder bilir ve onları rastlantısal sonuçlarla uğraştırmadan fotoğrafın direkt kalbine bırakırız. Bu konuda bazen o kadar iddialı oluruz ki çekincesiz olarak “Eğer Bu geziden fotoğraf çıkartamadıysanız lütfen fotoğraf alt yapınızı gözden geçiriniz “ deriz; cesaretle…



    Safari kelimesinin “Av ve Avlanmak” ile eş değer anlam taşıdığını söylemiştik; avcılığın püf noktasıdır avı ararken gürültü yapmamak, beklerken sessiz, sakin ve sabırlı durabilmek…  Fotoğrafın da, esasında bir görüntü avcılığı olduğunu bilirsiniz; yaygaracı, şarlatanlıkların en yoğun olduğu kalabalıklar içinde yer alıp da görüntü avına çıktıysanız eğer, ya avı kaçırır ya da avınızdan tepki alırsınız. İşte Bu yüzden biliriz ki,  fotoğraf gezileri ve foto safarilerde kaliteyi belirleyen ana unsur katılımcı sayısıdır.

     

    İşte bu nedenle Patikatrek’in organize ettiği fotoğraf gezileri, fotoğraf kampları veya foto safariler asla kalabalık olmaz.  O az sayıdaki çalışma ekipleri bile en küçük birimlere ayrılarak fotoğrafa ulaşır. Aynı konuları bile farklı alanlarda çalışarak birbirinin kopyası fotoğraf üretmek riskini de ortadan kaldırırız. Fotoğraf gezilerimiz esnasında tek amaca yoğunlaşırız ki, o da fotoğraf yaratmak üzerinedir. Bilgiyi paylaşmak anlamında sonsuz verici, kıskançlık, ego ve kopyacılıkta cimriyizdir. Kaçırdığımız bir fotoğrafı eğer başka bir arkadaşımız aldıysa, hayıflanmak yerine övgüyle bahsederiz ondan.

     

    Ekip olarak çıktığımız Fotoğraf yolculuklarımızın hiçbir anında, popülizm kokan şamatacı yaklaşımlardan özellikle uzak kalır, sessiz ve derin yol alırız, tıpkı avına yaklaşan bir aslan gibi. Attığımız her adımın meyvelerini toplamaktır asıl amacımız, sonuç alıp da eve döndüğümüz zaman, keyifle yaslanır koltuğa kahvemizi en şamatalı halimizle içeriz, haklı olarak. Usta çırak ilişkisine saygı duyar ama ayırımsız davranırız aramıza giren herkese…


    Koca bir yılın geride kalış hüznü içinde, kendimize moral olsun diye yukarıda sıraladıklarımız az da olsa megalomanlıktır onu da biliriz; Bu yüzden fazlasının abartı olacağını düşünerek noktayı koyalım ve diyelim ki; bizi bizim anlatmamıza aslında hiç gerek yok, bizi tanıyanlar, ortak aktivitelerimizde yer alanlar paylaşımlarıyla bizden fazlasıyla bahsediyorlar zaten.

     

    Hani bir deyim vardır Anadolu yollarında tur atan bazı motorlu araçların arkasında yazılmış “ Babam sağ olsun !“ türünden; Biz bize yeteriz ama yazıya son noktayı koyarken biz de demeden edemedik “Google amcam sağ olsun!” diye…


    Yeni yılınız kutlu olsun efendim.

     

    Zeynel AYDIN
     

  • YOL HİKAYELERİ
    İzmir Doğa Yürüyüşlerini renklendiriyoruz

    Doğa yürüyüşleri sporunun nasıl yapılması ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini bu zamana kadar dilimiz döndüğünce anlatmaya bu spora ilgi duyanlarla doğru şeyleri paylaşmaya özen gösterdik. Bunu yapan genellikle biz olduk.Ancak bugün bir katılımcının kaleminden doğa yürüyüşü sporunun inceliklerini okumanın keyfini yaşıyoruz bu yazıyı sayfamızda paylaşırken. Teşekkürler Hülya Şenoğlu...Kalemine sağlık. Ders niteliğindeki gözlem ve tesbitleri  ile bu güzel içerikli yazının çok fazla insan tarafından okunması gerektiğine inanıyor ve okuyan herkesi paylaşmaya davet ediyoruz.

     

    Kar'ın Güneşli Yüzü

    Güzelsin kar...Bembeyazsın... Soğuk olsan da dokunma arzusu yaratacak kadar parlaksın...Güneş sana çok yakışıyor... Ağaç sana çok yakışıyor... Üzerinde var olmayı seven insanlar sana çok yakışıyor....


    İzmir insanının hayalidir kar...İnsanın içine işleyen ayazını herkes bilir bu kentin..Bu soğuğu çeker dururuz da kar yağmaz bir türlü işte...Hani 5-10 yılda bir yağar da incecik tutar arabaların üzerinde...Kartopu oynamaya kalkarız bir avuç kar ile...:) Yok mudur arabalarınızın kar tutmuş fotoğrafları ?"İzmir'e kağ yağdı "nın belgesidir....:)Böyle özlem duyunca sıcacık yatağımızdan kalkıp karlı dağlara gitmek hiç de zor olmuyor doğrusu...Çevrede Spil, Bozdağ gibi tesislerin olduğu yerlerin dışında da ,yürüyerek ulaşabileceğiniz çok keyifli yerler var.Bunun için; pazar günü evde yayılmaktan fedakarlık etmek,kahvaltı ve öğleden sonra kumanyanızı sırtınızda taşımayı göze almak ve bir de hevesli olmak yeterli...;)


    Elbette ki bunlar sadece doğada bir gün geçirmeyi kafanıza koyma aşaması...Güzel bir gün geçirmek için bir takım ön hazırlıklar yapmak zorundasınız.Doğanın size sunacağı her zaman beklenmedik koşulları vardır.Bunlara hazırlıklı olmazsanız,sizi üzer.Bu nedenle ilk kez yürüyüşe katılacak arkadaşlarıma tekrar tekrar bir şeyler anlatır dururum.Özellikle de yürüyüşe davet ettiğim arkadaşlarıma:)Her türlü detayı bilmelerini isterim..Deneyimler,ilk kez uzun yürüyüş yapacaklara fikir verir.Daha önce yürümediğim türde ve uzunlukta bir yürüyüş için ben de bilgi almaya çalışırım.İnterneti kullanır ,bilginin peşinde koşarım...Kaç kilometre yürüyeceğimizi,zorluk derecesini ve hava durumunu mutlaka öğrenmek gerekir.Hazırlığımızı buna göre yapmaktır esas olan...Doğada her zaman beklenmedik şeylerle karşılaşabiliriz.Hazırlıklı olursak "sürpriz" der geçeriz...


    Buluşma noktalarında sıcak "Günaydın"lar ile başlayan bu haftaki yolculuk,Kemalpaşa istikametinde Mahmut Dağı'nın sisli zirvesine hayran bakışlar atarken,rotamızda bizi nelerin beklediği düşüncesi ile devam ediyordu. Bağyurdu'na gelip şöyle bir havayı kokladık.Hava raporları güneşli bir havayı işaret etse de yine de o bölgede havayı görebilmek önemliydi.Yağmur olmayacağı kesinleşince iyi bir ateş yakacağımız da kesinleşti.Bu durumda sucuk ve ekmek hesabının ayarında bir değişiklik oldu.En son gördüğüm Mehmet'in elindeki beş ekmek ve Ersin ağabeyin aldığı 2 kangal sucuktu..Sanırım üç kişi için:)))Arabanın içi sıcak ekmek kokusu ile dolunca Mehmet'in hesabına göre bir ekmek paylaşılıp gidecekti...Ama Ersin ağabeyin sucuk hesabı nasıldı, onu yukarıda görecektik:))..1,5 kilo sucuk!..yoksa 3 kilo muydu?!Bu hesapların sağlamasını da fotoğraflara bakıp kolayca yapabilirsiniz....:))


    Ovacık Köyü'nün üst yanındaki kahvede kahvaltımızı yapıp yola koyulduk.Bir orman yolunda,yer yer kar ama daha çok buz üstünde ve kış aylarında kendini küçültmüş orman dokusu içinde yavaş yavaş yükselmeye başladık.700 m.lerdeki başlangıç,kısmen buz tutmuş kar üzerinde 1300 m.lere kadar devam etti.Zaman zaman ayaklarımızı saplayarak yürüyorduk.Bir ara o kadar sertleşti ki kar,iz açmak için baylar ön sıralarda yerlerini aldı.Güneşle kucaklaşıncaya kadar dalların arasından sıyrılarak yürüdük.Patikalardan çıkıp dağ yolunda bir süre devam ettikten sonra bol güneşli ve karın parlaklığından gözümüzü açamadığımız bir yerde biraz eğlendik.Hem Bozdağ tarafını hem de Bozdağ'dan sonra Ege'nin en yüksek tepelerinden Dededağ tarafını görebileceğimiz sırta doğru hafifçe yön değiştirerek vadiye paralel bir patikadan yürüdük.Kar,ağaç,manzara ve güneşin içiçe olduğu yerde çok keyifli bir mola verdik.


    Güzel bir ateş ,sucuklar için dallardan şiş yapma ritüeli,Zeynel Hoca'nın "Aleve tutma sucuğu!","Yakma sucuğu!", "Küle düşürme sucuğu!"nidaları arasında her zamanki gibi keyifli bir yemek molası oldu.. Sohbetler, paylaşımlar, tanışmalar hep bu sırada oluyor işte.Düşünsenize dağın başında yiyeceğinizi,çayınızı paylaşırken aslında içinizdeki iyilikleri döküveriyorsunuz ortalığa...


    İyice dinlenmeye fırsat kalmadan toparlanmaya başladık.Dönüş vakti gelmişti.Şimdi inişe geçme zamanıydı. Yürüyüşlerde inişin çok önemli olduğunu hiç aklımdan çıkarmıyordum.Molada biraz dinlenip gevşersiniz.Karnınız da doymuştur.Dönüş kavramı,etkinliğin bitmek üzere olduğu hissiyle dikkati dağıtır.Eve dönüş saati yaklaştıkça telefon trafiği olabilir.Az fotoğraf çektiyseniz ,biraz daha çekmek istersiniz.Ama bunların hepsi birer kaza nedeni olabilir.Hareketli,bozuk ya da kaygan bir zeminde sağlam basmanızı engelleyecek kadar konsantrasyonu bozan durumlardır bunlar.Yaralanırsanız,eve dönüş bir ızdıraptır.Eve döndükten sonra da sizin için bu yürüyüşün bir kabus olamasını istemiyorsanız yapılacak en önemli şey ;İniş faaliyetini önemsemektir.Kaza ve yaralanmaların çoğunlukla iniş sırasında olduğunu hep aklımda tutmuşumdur.Yolumuz uzundu.Bir aksaklık olmadan ve tempolu bir şekilde inmemiz gerekiyordu.Hızla yönümüzü güneşin batış yönüne doğru çevirip inmeye başladık.Zaman zaman dağ yolu ile devam etsek de gün ışığı izin verdiği ölçüde dikey inişler de yapıp ,patikaları da aşıp Sinancılar Köyü'ne ulaştık.Köye yaklaşırken çok keyifli bir çam ormanı içinde yürüyorduk ama havanın kararması nedeniyle bunun tadına varamadık doğrusu..


    Geleneksel olarak köy kahvesinde soluklanma ,sıcak çaylarımızı içme ,yorgun ama mutlu bedenler...Gün boyu kar özlemimizi giderirken alışık olduğumuz güneş bizi hiç yalnız bırakmamıştı.Neşeli ve enerjik bir grubun yeni bir rotası daha olmuştu işte.Akşam olduğunda yaklaşık 18 km yürümüş olmanın verdiği hazzın, yorgunluğu alıp götürdüğünü düşünüyorum...Doğa ile kucaklaşmış olmak da en güzel bakiye bana göre..
     
     Ve aklımda kalanlar;
    -"Çaylar benden "diyerek güne başlayan ve ardında da öyle devam eden Zeynel Hoca..:)
    -Sabah sabah arabanın içini kaplayan sıcak ekmek kokusu...:)
    -İki kangal sucuk ...Ve de şişe geçiriliş biçimi:)
    -Ayva'yı yiyenler...yemeyenler...yiyemeyenler....:)
    -İniş sırasında Atakan'ın genellikle koşuyor olması :)
    -İniş sırasında Mehmet'in genellikle tırmanıyor olması:)
    -Köye girerken öncü Atakan'ın ,dizinde sıkıntısı olan arkadaşımıza yardım ederek en arkadan gelen Ersin ağabeye telsizden "Seni sevmeyen ölsün!" mesajını göndermesi...:))

    Her pazar ,yeni bir doğa tecrübesi için buluşmak dileğiyle...

    Hülya ŞENOĞLU